57. ALAY'IN YÜRÜYÜŞ GÜZERGAHI

DOĞRU MU?




Arıburnu Cephesi’nin Açılışına Dair Kısa Bir Özet

Çanakkale Kara Muharebeleri’nin başladığı gün olan 25 Nisan 1915 pazar günü sabahı saat 04.30’da, ilk çıkarma kademesini oluşturan 1.500 Anzac askeri, Arıburnu civarında Türk topraklarına ayak bastılar.

Bu noktada kendilerini çok az sayıda Türk askeri karşıladı. Düşmanı ilk karşılayan bu bir avuç Türk askeri, 12 kilometre uzunluğundaki bir sahil şeridini gözetlemek ve korumakla görevlendirilmiş bulunan, 27. Alay, 2. Tabur personeliydiler. Binbaşı İsmet komutasındaki 2. Tabur, daha önceden bağlı bulunduğu 27. Alay’ın emrinden alınmış ve doğrudan 9. Tümen emrine girmişti.

Sayıları 80 civarında olan bu askerler, Yüzbaşı Faik komutasındaki 8. Bölüğün, 2. Takımına mensuptular.

Asteğmen Muharrem komutasındaki 2. Takım açtığı ateşle, karaya çıkan Anzac taburlarının düzenlerini kaybetmesine ve büyük bir karmaşa yaşamasına sebep oldu. Yaklaşık 1,5 saat süren bu ilk çarpışmada 2. Takım, mevcudunun yüzde 90’dan fazlasını kaybetti.

Mevcudu 250 civarında olan 8. Bölük, sayısal üstünlüğü sürekli artan düşmanı, 27. Alay’ın taarruza geçtiği saat olan 08.00’e kadar, Arıburnu sahilinin derinliklerinde arazi yapısından ve bitki örtüsünden de yararlanarak oyalamayı başardı. Ancak bunun karşılığında ise mevcudunun yüzde 70’den fazlasını kaybetti.

Saat 04.30’dan 08.00’e kadar geçen 3,5 saatlik sürede, yukarıda adı geçen 8. Bölük bütün mevcudu, 2. Tabur’un 5 ve 7. Bölükleri ise birer takımları ile toplamda yaklaşık 400 kişi, sayısı saat 08.00 itibariyle 8.000’e ulaşan düşmana karşı kahramanca direndiler.

8. Bölük’ten Yüzbaşı Faik, Asteğmen Muharrem, Asteğmen İbrahim Hayrettin, Başçavuş Süleyman, 7. Bölük’ten Asteğmen İsmail Hakkı, 5. Bölük’ten Asteğmen Mustafa ve diğerlerinin özverili direnişi sayesinde kazanılan zaman içinde önce 27. Alay, ardından 57. Alay muharebe meydanına gelerek, düşmana taarruz ettiler. Bu taarruzlar sonucunda Anzac birlikleri ilk hamlede ele geçirdikleri arazinin bazı kritik noktalarından da geri atıldılar ve daracık, üçgen şeklindeki bir kıyı başına sıkışıp kaldılar.

Çanakkale Kara Muharebeleri’nin “Arıburnu Cephesi” işte bu şekilde açılmış oldu.


İhtiyat Birliklerinin Muharebe Bölgesine İntikali

25 Nisan 1915 günü Arıburnu bölgesine ilk anda müdahale edebilecek durumda sadece iki birlik vardı; Yarbay Mehmet Şefik (AKER) komutasındaki iki taburlu 27. Alay ile Kurmay Yarbay Mustafa Kemal (ATATÜRK) komutasındaki 19. Tümen...

Bunlardan 27. Alay saat 05.45’de Eceabat’tan yola çıktı ve Topçular Sırtı’nın doğusunda, Kocadere yönünde yer alan ve kuzey–güney doğrultusunda uzanan Kavak Deresi’nin yatağından ilerleyerek saat 07.40’da Kemalyeri–Sancak Tepe hizasına ulaştı.

Bu andan itibaren sola (batı yönüne) çark ederek Topçular Sırtı’nın üzerine ilerleyen 27. Alay’ın 1. ve 3. Taburları, hemen sırtın doruk çizgisinin, Kocadere Köyü’ne bakan doğu yamacında taarruz için tertiplendiler.

Saat 07.55’de 27. Alay Komutanı Yb. Mehmet Şefik taarruz emri verdi. Bu emir üzerine saat 08.00 civarında 1. ve 3. Taburlar, Topçular Sırtı üzerindeki Kemalyeri–Sancak Tepe hattından açılarak, Anzac kuvvetlerinin işgal etmeye başladığı hattın merkez kesimine (Merkez Tepe–Bomba Sırtı hattı) ve güney kanadına (Kırmızı Sırt–Kanlı Sırt hattı) doğru taarruza başladılar.

Saat 07.39’da ise Kur. Yb. Mustafa Kemal komutasındaki 19. Tümen’e bağlı 57. Alay, beraberinde yine aynı tümenin Süvari Bölüğü, Dağ Topçu Bataryası (*) ve Sıhhiye Bölüğü olmak üzere, Bigalı Köyü’nün hemen doğusundaki Değirmen Bayırı mevkiindeki çadırlı ordugâhından hareketle yola çıktı.

57. Alay’ın taburları, saat 09.30 civarında bir yandan intikal sürecini tamamlayıp diğer yandan da taarruz için düzen almaya ve “taarruz çıkış hattı” olarak seçilen Conkbayırı–Suyatağı çizgisine doğru ilerlemeye başladılar.

57. Alay’ın ilk taarruz kademesi; 1. Tabur ile 2. Tabur’dan oluşturulurken 3. Tabur ihtiyatta bırakıldı. Yüzbaşı Ata komutasındaki 2. Tabur, alayın taarruz kademesinin sağ yanından; 261 rakımlı tepe üzerinden Düz Tepe istikametinde, Yüzbaşı Zeki komutasındaki 1. Tabur ise alayın taarruz kademesinin sol yanından; Su Yatağı üzerinden Top Bayırı istikametinde taarruza geçtiler. Söz konusu taburlar taarruzu geliştirerek, düşmanın Conk Bayırı yönünde ilerlemiş durumdaki öncülerini geri atmayı ve sol yanını tıkamayı başardılar.

Verilen ağır zayiata rağmen, Anzac Kolordusu bu şekilde üç yanından kavranmış oldu ve elde ettiği kıyı başının derinliğinde harekâtını geliştirmeye fırsat bulamadığı gibi ele geçirmeyi başardığı birçok mevziden de geri atıldı.
 


57. Alay’ın Yürüyüş Güzergâhı

27. Alay Komutanı Yb. Mehmet Şefik, Askeri Mecmua’nın 1935 tarihli 40. sayısında yayınlanan “Çanakkale–Arıburnu Savaşları ve 27. Alay” adlı eserinde, 25 Nisan 1915 sabahında kendi alayının intikal sürecini detaylı tanımlamalar ile anlatmıştır.

Söz konusu anlatım sayesinde; 27. Alay’ın Eceabat’ın batısında, Kakma Dağı’nın güney eteklerinde yer alan Top Zeytinlik mevkisinde bulunan çadırlı ordugâhından kalkarak, Kemalyeri bölgesine ulaşmak için kullandığı intikal güzergâhı hakkında, hemen her türlü ayrıntı günümüzde bilinmektedir.

Ancak Kur.Yb. Mustafa Kemal’in Harp Tarihi Dairesi’nin talebi üzerine hazırladığı, 25 Kasım 1916 tarihini taşıyan ve Harbiye Nezareti’ne sunulan “Arıburnu Muharebeleri Raporu” adlı eserinde ise durum o kadar da belirgin değildir. Çünkü Mustafa Kemal’in, adı geçen raporunda 57. Alay’ın intikal sürecini anlatılırken, Mehmet Şefik’in anlatımındaki kadar net tanımlamalar yapmadığı görülür. Bunun nedeni ise; Mehmet Şefik’in sadece ilk iki günü bütün detayları ile anlatması, buna karşılık Mustafa Kemal’in Arıburnu Cephesi’nde görev yaptığı sürecin tamamını rapor haline getirmiş olmasıdır denilebilir.

Bu nedenle; 57. Alay’ın taarruza başladığı hatta doğru hangi yollardan yürüyerek gittiği, Çanakkale muharebeleri tarihi ile ilgilenen araştırmacılar açısından, daima bir merak ve inceleme konusu olmuştur.

Yaklaşık üç yıl kadar önce bu konunun nihai bir sonuca ulaştırıldığı açıklanmış, 57. Alay’ın yürüyüş güzergâhı; “Mustafa Kemal’in İlk 24 Saati” başlığı altında aylık bir dergide konu edilmiş ve hatta söz konusu derginin içeriğinde yer alan bir harita üzerinde de işaretlenmiştir. Çanakkale muharebeleri tarihi üzerine önemli çalışmaları ve analizleri bulunan bazı araştırmacıların yoğun emek ile sürdürdükleri arazi çalışmaları sonucunda belirlenen bu güzergâh, sonuçta düzenlenip markalanarak kitlelerin kullanımına açılmıştır.

Harita üzerinde işaretlenen ve arazi üzerinde düzenlenip markalanan bu yürüyüş güzergâhı, son yıllarda hayli ünlenmiş olup, her geçen yıl daha çok sayıda katılımcının “Atatürk ve 57. Alay” anısını yâd etmek için yürüdükleri bir yol haline gelmiştir.  Halen “57. Alay Yürüyüş Yolu” olarak da tanımlanan bu güzergâh üzerinde takip edilmesi gereken noktalar, yönlendirme tabelaları ile belirtilmiş durumdadır. Bu nedenle günümüzde kullanılan güzergâh, takibi ve yürünmesi kolay bir parkurdur.

Söz konusu yürüyüş güzergâhı; Bigalı Köyü girişinden başlayarak Bigalı–Büyük Anafarta yolunu bir müddet takip eder ve sonrasında Kocadere Köyü yol ayrımında Kocadere istikametine, “güney batı” yönüne döner.  Yürüyüş yolu; Kocadere Köyü’ne doğru bir süre hafif yokuş yukarı devam ettikten sonra, Hamazlar Tepesi’nin güney yamacında Kocadere yolundan ayrılarak Ören Ardı vadisine doğru inişe geçer. Ören Ardı adı verilen vadinin içinde bir süre tamamen güneye yönelir. Kocadere Köyü’nün kuzey batısına gelindiğinde, batıya dönen yol ayrımından Kurtgözü mevkiine tırmanır ve buranın üzerinden Topçular Sırtı’nın doğusunda yer alan Mazı Çukuru mevkiine doğru yeniden inişe geçer.

Mazı Çukuru adı verilen vadinin içine inildiğinde Topçular Sırtı’nı sol yanına alarak kuzeye yönelen yürüyüş yolu, Suyatağı altında Kör Dere Vadisi girişine veya Kör Dere Mansabı'na ulaşır. Suyatağı’nın kuzey yönüne bakan yamacının dibinden, Kör Dere vadisinin içinden batıya yönelerek ilerler ve Conk Bayırı’nın doğu yamacı üzerinde, bu günkü Yeni Zelanda Mezarlığı’nın kuzey doğu yönündeki bir noktada sonlanır.

Ancak; her yıl binlerce katılımcı tarafından kullanılması neredeyse geleneksel hale gelmiş olan bu yürüyüş güzergâhı acaba gerçekten 57. Alay’ın üzerinde yürüdüğü yol mudur?

Bu çalışmanın içeriğinde cevabı aranacak olan soru budur.
 


57. Alay Bilinenin Dışında Başka Bir Yoldan Yürümüş Olabilir mi?

Bu soruya sağlıklı bir cevap bulabilmek için öncelikle bu konuya değinen belgeleri incelemekte ve incelenen belgeleri en ince ayrıntısına kadar değerlendirip yorumlamakta fayda vardır.

Bu konuda bize ışık tutacak başlıca belgeler şunlardır:

1- Mustafa Kemal Atatürk’ün “Arıburnu Muharebeleri Raporu”,
2- Alb. Mehmet Şefik Aker’in “Çanakkale – Arıburnu Savaşları ve 27. Alay”,
3- 57. Alay Komutanı Yb. Hüseyin Avni tarafından yazılan “Elli Yedinci Alayın 25.Nisan.1915 tarihinden 7 Mayıs 1915 Tarihine Kadar Arıburnu Meydan Muharebesini Hikâye Eden Muharebe Takriridir” başlıklı harp ceridesi,
4- General C. F. Aspinall–Oglander’ın “Gelibolu Askeri Harekâtı”,
5- Robert Rhodes James’in “Gelibolu Harekâtı”,
6- Ord.Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Ord.Prof. Enver Ziya Karal’ın “Osmanlı Tarihi”,
7- Ruşen Eşref Ünaydın’ın “Mustafa Kemal Çanakkale’yi Anlatıyor” adlı eseri,
8- Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Yayınları – Stratejik ve Taktik Sonuçlar Serisi No: 4 “Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, Çanakkale Cephesi–25 Nisan 1915 Arıburnu Çıkarması, 27. Piyade Alayı’nın Karşı Taarruzu, 19. Tümen’in Bu Karşı Taarruzu Desteklemesi” adlı eser.
9- Kur.Yb. İzzeddin (Çalışlar) Askeri Mecmua - Sayı 10 – 1920 “Çanakkale Muharebeleri Hatıralarından - 25 Nisan 1915 Günü”

Belgelerde yer alan ifadelerin ışığında konuyu değerlendirmeden önce sırasıyla bazı raporları bilmek ve incelemek gerekmektedir. Bu raporlar; ağırlıklı olarak 9. Tümen, 19. Tümen, 27. Alay komutanlıklarının birbirleri arasında alıp verdikleri raporlardır. Bu raporların haricinde 25 Nisan 1915 günü yaşanan olayların içinde bulunanların ifadelerine ve bazı tarihçilerin yazdıklarına da bakmak gerekir. Bu kapsamda ele alınacakların verdiği ipuçları ile konuyu değerlendirip, sonucunda olayı yorumlamak çok daha sağlıklı olacaktır.

Öncelikle bilinmesi gereken önemli bir ayrıntıya değinerek konuyu değerlendirelim.

Askerlikte “savunma”, “taarruz” ve “geri çekilme” adı altında değerlendirilen üç temel harekât tarzı vardır. Bu harekât tarzlarına ilişkin de bazı önemli kurallar bulunur. Bu kuralların en başında da harekâtın üzerinde icra edileceği arazinin değerlendirilmesi gelir.

Harekât alanı olarak ifade edilen arazinin değerlendirilmesi konusu ise şu şekilde açıklanabilir:

"Taktik anlamda bir birliğin uygulayacağı manevralar açısından, harekâtın geliştirilmesi ve yoğunlaştırılması yönünde, olanaklar ve avantajlar sağlayacak belli başlı noktaların, arazi üzerinde belirlenmesi ve keşfi.”

Bu tür noktalar taktik hedefler olarak belirlenirken, yine belli başlı bazı özellikler dikkate alınır. Dikkate alınacak özelliklerin en başında ise; belirlenen hedefin harekât alanına mümkün olabildiğince hâkim bir arazi kesimi olması, harekâtın ileri aşamalarının geliştirilebilmesi yönünde olanaklar sağlaması, belirlenen hedefe ulaşma olanağı sunan yaklaşma istikametleri ve bu yaklaşma istikametleri ile hedefi koruyan savunucuların durumu şeklindeki konular gelir.

Konu bu açıdan değerlendirildiğinde, Arıburnu sahillerine çıkarma yapacak bir kuvvetin kıyı başı emniyetini sağladıktan sonra yapacağı ilk iş; doğal olarak derinlikte harekâta devam edip bölgeye hâkim yükseltilere el atmaktır.



Anzac Kolordusu’nun çıkarma sahilinde elde edeceği kıyı başı bölgesinden itibaren
derinlikte yayılma planı ve asıl hedefi (Maltepe).

Çanakkale Kara Muharebeleri’nin ilk başladığı yer olan Arıburnu bölgesindeki en önemli hâkim yükselti ise Conk Bayırı–Besim Tepeler–Kocaçimen Tepe silsilesidir. Bu silsile Arıburnu–Anafartalar bölgesinde, taarruz veya savunma harekâtı icra edecek taraflar için hayati bir öneme sahiptir. Çünkü bu silsile; hemen her yöne hâkim konumu nedeniyle, taarruz eden taraf için harekâtını ileri aşamalara taşımak açısından önemli basamaktır. Savunan taraf için ise saldırganı kıyı başına mahkûm etmek, ileri harekâta girişme teşebbüslerini daha başında bloke etmek ve gerektiğinde denizden geleni denize dökebilecek taarruzları geliştirebilmek açılarından önemli bir direnek noktası olma özelliğini taşır.

Zaten Anzac Kolordusu’nun harekât planları da buna göre geliştirilmiştir. İngilizler'in “Sarı Bayır Silsilesi” adını verdikleri söz konusu yükselti hakkında Oglander’ın kitabında şu ifadelere rastlamaktayız:

“Asıl Sarıbayır silsilesi, Anafartalar’dan Arıburnu’nun üççeyrek mil kadar kuzeydoğusunda bulunan bir noktaya kadar uzayan bir halde devam eder. Burada, dolambaçlı üç uzun çıkıntı halinde kollara ayrılır. Bu kollar da tekrar bir takım hesapsız dereler ve çukurlara ayrılarak Arıburnu ile Kabatepe arasındaki sahile kadar uzanırlar.

Bu silsilenin merkezinde, hemen aynı yükseklikte ve taca benzeyen yuvarlak üç tane tepe, yani (kuzeyden güneye doğru saydığımıza göre) Kocaçimen, Besim Tepeler ve Conk Bayırı vardır ki bunların her üçünün de Boğazın Çanakkale’den yukarı doğru (Marmara yönünde) olan dar kısmına karşı tam bir denetimi vardır.

Bu yükseltiler, Ege tarafından ikinci derecede önemde olan tarife sığmaz bir sürü engellerle (doğal arazi şekli kastediliyor) korunaklı olmakla beraber, iç kesimlere doğru olan cephelerindeki (Kabatepe yönündeki) etekler yavaş yavaş yükseldiği gibi kıtaların yapacağı harekâta karşı büyük bir engel teşkil etmezler.”

Harekât arazisi hakkında, İngiliz tarafının taarruz açısından değerlendirmeleri ile Türk komutanların savunma açısından değerlendirmeleri arasında birbiriyle örtüşen benzerlikler vardır.

Türk komutanların; “düşmanın girişeceği olası bir çıkarma harekâtının hangi bölgeleri hedef alabileceği” konusunda, arazinin sağlayacağı olanakları nasıl değerlendirdiklerini, buna karşılık 5. Ordu Komutanı Mareşal Liman Von Sanders’in Türk komutanların öngördüğü savunma düzenini ne şekilde değiştirdiğini biliyoruz.

Sanders tarafından değiştirilmeden önce alınan savunma tertibatı; Çanakkale Boğazı’nın kilidi durumundaki Kilitbahir Platosu’nun savunulmasına yöneliktir. Bu platoya doğru girişilecek bir düşman teşebbüsü sırasında, denizden geleceği aşikâr olan düşmanın, ilk planda arazide hangi bölgelere el atabileceği, Türk komuta heyeti tarafından aylardır tartışılmıştır.

Bu nedenledir ki Türk komutanlarca uygulanması düşünülen savunma kavramı; Gelibolu Yarımadası üzerindeki belli başlı hâkim yükseltilerin ve sahilden itibaren bunlara doğru ulaşan yaklaşma istikametlerinin savunulması konusunda çok daha avantajlı olanaklar sağlayacak ayrıntıları içermekteydi.

Ancak, Liman Von Sanders’in 5. Ordu Komutanlığı görevine başladıktan sonra Türk birliklerine aldırmış olduğu yeni düzen ile Arıburnu bölgesindeki kıyı başının savunulması sadece bir bölüğe bırakılmış, bölgedeki hâkim yükseltiler ile bunlara doğru uzanan yaklaşma istikametleri tamamen boş bırakılmış ve ihtiyatta bırakılan kuvvetler ise makul ölçülerin dışındaki derinliklere yerleştirilmiştir.

Savunma tertibatı olarak; Alçıtepe–Seddülbahir ekseninde de benzer bir uygulamanın yapılması yönünde kesin emirler veren Ordu Komutanı’nın aldırdığı bu düzenin mahsurları ise elbette ki aylardır bölgede görev yapmakta olan Türk komutanlarca bilinmekte, emir–komuta zinciri ve askeri nezaket kuralları dâhilinde sürekli değerlendirilmekte idi.

Kısacası denilebilir ki hemen her seviyedeki Türk subayı işin vahametinin farkındaydı ve karşılaşılacak sorunların çözümüne dair uygulamaların neler olabileceğini, zaten muharebeler başladığında neredeyse bir aydan beri sorgulayıp duruyorlardı.

Bu kaygılar ve sorgulamalar nedeniyledir ki Türk komutanların birçoğu, en kötü sonuca göre mümkün olan en uygun tedbirleri alma çabası içindeydiler. Nitekim ilk anlarda bazı Türk komutanların zihinlerinde oluşan çelişkiler de dâhil olmak üzere olayların gelişimi ve yaşananlar bu gerçeği kanıtlar niteliktedir.
 

25 Nisan 1915 sabahı Türk birlikleri arasındaki ilk diyaloglar
 

25  Nisan 1915 sabah saat 04.30’da Anzac çıkarması başlayıp da silahlar ilk defa ateşlendiği sıralarda, 8. Bölük Komutanı Yüzbaşı Faik hemen telefona sarılır ve 2. Tabur Komutanı Binbaşı İsmet’i arayarak durumu kendisine bildirir.

Fakat Binbaşı İsmet; düşmanın girişeceği harekât hakkında Ordu Komutanının farklı beklentileri nedeniyle olsa gerek, çıkarmanın ciddi bir ihraç girişimi olup olmadığı konusunda şüphelidir. Bu nedenle; ancak durumun ciddiyetine kanaat getirdikten sonradır ki, saat 05.20’de Maydos’ta bulunan 9. Tümen Karargâhı’na bir rapor göndererek, gelişmeler hakkında bilgi verir.

Ancak 2. Tabur Komutanı Binbaşı İsmet’in düşüncelerindeki kararsızlığın aynısı 9. Tümen Karargâhı’nda da vardır.

Mehmet Şefik bu kararsızlığı anılarında şu şekilde ifade eder:

“Onlara (Arıburnu’nda düşmana karşı direnmeye çalışan askerleri kastediyor) çabuk yetişebilmek için içimi yakan bir kuvvet sinirli sinirli beni telefon başı etti.
Karşıma yine Hulusi (Conk) Bey (9. Tümen Kurmay Başkanı) çıktı.
Ben:
- Hulusi Bey! Arkadaşlarımız orada ateş içinde yanıyor, biz daha bekleyecek miyiz? Hareket için emir bekliyoruz. dedim.
Hulusi Bey:
- Şefik Bey! Bu çıkarmanın bir gösteriş olmadığı ne malum, hakiki çıkarmanın nereden yapılacağı anlaşılmadıkça size hareket emrini nasıl verelim? cevabını verdi.
”

Nihayet saat 05.45’de 27. Alay muharebe bölgesine hareket eder. Asıl bundan sonradır ki birlikler arasında haberleşme trafiği artarak devam edecektir.

Bu haberleşme trafiği sırasında gelip giden mesajlar, 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal’in kafasının içindeki düşünceleri şekillendirecek ve O’nun vereceği kararları yönlendirecektir.

Mustafa Kemal’in verdiği kararların ilki; cepheye ne büyüklükte bir birlik sevk edeceği hakkındadır. İkinci kararı ise bu birliği nereye ve hangi yolları kullanarak götürmesi gerektiği şeklinde olacaktır ve 57. Alay da işte bu karar doğrultusunda hareket edecektir.

Asıl bu noktada, Mustafa Kemal’in düşüncelerini şekillendiren ve verdiği kararlarda etkin olan haberleşme trafiğinden kesitleri alıp incelemek ve bunların yarattığı etkiler üzerinde de olayların içinde yaşayanların ifadelerini de dikkate alarak, 57. Alay’ın intikali konusunu detaylarıyla değerlendirmek gerekmektedir.


Düşünceleri şekillendiren raporlar, diyaloglar, anılarda yer alan ifadeler ve bunlar üzerine yorumlar

Çanakkale Kara Muharebeleri; 25 Nisan 1915 gününün sabahında, ilk olarak Arıburnu sahillerinde, tarafların birbirlerine açtığı ateşlerle başladı. Açılan ateşlerin yankıları kilometrelerce gerilerden duyulduğunda, ihtiyatta tutulan Türk birliklerine derhal alarm verildi ve ardından askere harekete hazır olması yönünde çeşitli emirler iletildi.

Gün henüz ağarmamış, hava karanlık ve Arıburnu sahilleri haricinde henüz hiçbir yerden piyade tüfeklerinin ateş sesleri duyulmuyordu. Seddülbahir sahillerindeki çıkarmanın, dolayısıyla Türk’ün var olma direncinin günden güne bilenip keskinleşeceği zamanların başlamasına henüz bir buçuk saat daha vardı. O ilk anlarda Arıburnu sahillerinden duyulan sesler, uzaklardakileri tedirgin etmekte ve düşündürmekteydi. Özellikle subaylarda az da olsa telaş havası sezilmekteydi…

O sabah, günün ağarmaya başladığı saatlerde, Türk birlikleri arasındaki haberleşme trafiği de gittikçe yoğunlaşmaya başlayacaktır.

İşte bu haberleşme trafiği içinde gidip–gelen raporlar ile olayları bizzat yaşayıp şekillendirenlerin ifadelerini sırası ile ele alıp değerlendirmek ve 57. Alay’ın düşmanla temas sağlamak amacıyla gerçekleştirdiği intikal sürecini elimizdeki verilerin bize anlattıklarına göre yeniden yorumlamak gerekir. Yapılacak yorumlar ile 57. Alay’ın günümüzde kullanılan güzergâhı kullanıp kullanmadığı konusuna daha sağlıklı bir cevap bulunabilir.

Bu nedenle 25 Nisan 1915 günü yaşananlar hakkında bizlere en geçerli ipuçlarını veren söz konusu rapor ve ifadeleri değerlendirip yorumlamak suretiyle, “57. Alay bilinenin dışında başka bir yoldan yürümüş olabilir mi?” sorusunun cevabını bulmaya çalışalım.

1- 27. Alay’ın 2. Tabur Komutanı Binbaşı İsmet’in 9. Tümen Karargâhı’nı arayıp durumu haber verdiği saatten 10 dakika kadar önce, Maltepe’de bulunan ve bulunduğu yerden Kabatepe ile çevresini rahatça görebilme olanağına sahip 77. Alay Komutanı Binbaşı Saip, saat 05.10’da telefona sarılır ve 19. Tümen Karargâhı’na şu bilgileri iletir:

“Kabatepe ve çevresi düşman donanması tarafından ateş altına alınmıştır. Daha kuzeydeki sırtlardan da piyade ateşleri duyulmaktadır.”

19. Tümen Karargâhı’na ulaşan bu ilk haber, aslında Mustafa Kemal’i şaşırtmamış, hatta bir anlamda rahatlamasını sağlamıştır denilebilir. Nedeni ise basittir, çünkü düşman O’nun beklediği yerden gelmeye başlamıştır.

Mustafa Kemal’in düşmanın çıkarma girişimlerinin nerelerden olabileceğine dair öngörülerinin doğru çıkmasındaki en önemli etkenlerden biri de daha önce bölgede görev yapmış olmasıdır. Kendisi 21 Kasım 1912–27 Ekim 1913 tarihleri arasında “Bahr-i Sefid Boğazı Kuvveyi Mürettebesi Harekât Şube Müdürü” görevinde bulunmuştur.

Bahr-i Sefid Boğazı Kuvveyi Mürettebesi’nin görevi ise “denizden ve karadan yapılacak olası saldırılara karşı Çanakkale Boğazı’nı savunmak” olarak tarif edilmiştir. Bir Harekât Şube Müdürü olarak, en önemli görevlerinden biri de tarif edilen sorumluluğun gereğince yerine getirilebilmesi için Gelibolu Yarımadası üzerindeki harekât arazisini incelemektir.

Dolayısıyla Mustafa Kemal daha kurmay binbaşı olduğu dönemde, detayları ile etüt etmek fırsatını bulduğu bu arazide, olası bir düşman girişiminin nereyi hedefleyeceği ve hangi kıyı kesimlerinden başlayacağı konusunda yeterince fikir jimnastiği yapmış, dolayısı ile düşünce olarak hazırlıklı bir komutandır.

Ayrıca 25 Şubat 1915 günü geldiği Eceabat’ta 19. Tümen Komutanlığı görevinin yanı sıra “Maydos Bölge Komutanlığı” görevini de üstlenmiş ve 24 Mart 1915 gününe kadar bu görevini sürdürmüştür. Mustafa Kemal, “Maydos Bölge Komutanlığı” görevinde bulunduğu süre içinde ve hatta bu görevini 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami’ye devrettikten sonra da bölgeyi savunmaya yönelik önlemler almaya devam etmiştir.

Bu önlemlerden biri de Kilitbahir Platosu’nun savunulması amacıyla, bu plato üzerinde oluşturmakta olduğu son savunma hattının tesis edilmesi yönündeki çalışmaları, devam ettirmesidir.

Kilitbahir Platosu üzerinde nihai bir savunma hattı kurulması için çalışmış olması bile, O’nun düşmanın asıl hedefini çok önceden yanılgısız sezdiğinin basit bir kanıtıdır. Düşmanın asıl hedefini doğru tahmin edebilen bir komutanın, söz konusu hedefe düşman kuvvetlerini ulaştıracak yaklaşma istikametlerini de önceden tahmin edebilmesi ve buna göre tedbir alması doğal bir durumdur. Nitekim “Maydos Bölge Komutanı” iken, düşmanın olası çıkarma harekâtına karşı aldığı savunma tertibatı da bu yöndedir.

Kısacası denilebilir ki Mustafa Kemal, harekât arazisi üzerinde düşmandan önce tutulması hayati öneme sahip olan taktik ve stratejik noktaların, hangi bölgeler olduğunu gayet iyi bilmektedir.

2- 77. Alay Komutanı Binbaşı Saip’in telefonla bilgi vermesinin üzerinden yaklaşık 45–50 dakika geçtikten sonra, 9. Tümen Komutanlığı tarafından saat 05.30’da yazılmış olan ilk rapor, saat 06.00 civarında 19. Tümen Komutanlığı’na ulaşır. 9. Tümen’den gelen bu ilk raporda yazılı olanlar şunlardır:

“Düşmanın Arıburnu ile Kabatepe arasında birçok sefain-i harbiye (savaş gemisi) ve vesait-i nakliyesiyle takarrüble (nakil aracı ile yanaşarak) ihraç teşebbüsüne (çıkarma girişimine) başladığı ve şimdi Arıburnu’na asker çıkardığı haber alındı.

Beray-i malumat (bilgi için) tebliğ olunur.
”

Raporda yazılı olanlardan anlaşıldığı üzere bu rapor; bir bilgi notundan ibarettir. Bilgi vermenin dışında herhangi bir talep içermediği, en önemlisi ise çıkarmanın başladığı saat ve gelişimi gibi konularda ayrıntılara yer vermediği görülmektedir.

Gelibolu Yarımadası’nın güneyinde çıkarmaya elverişli ne kadar sahil kesimi varsa, bütün buraların savunulması görevinde tek başına bırakılmış olan 9. Tümen’in, 5. Ordu’nun genel ihtiyatı olarak görevlendirilmiş durumdaki 19. Tümen’e gönderdiği bu ilk rapor, içermediği ayrıntılar nedeniyle, bilgi aktarımı olarak eksiktir denilebilir.

Muhtemelen Seddülbahir bölgesindeki çıkarmalar başlarken, 9. Tümen Komutanlığı olayların ciddiyetinin iyice farkına varacak ve 19. Tümen’den “bir taburluk” yardım talep edecektir.

Zaten 9. Tümen Komutanlığı’nın, 19. Tümen Komutanlığı’na gönderdiği ikinci raporun muhtemel çıkış saati de 06.00 civarıdır. Hatta belki de Seddülbahir sahillerinde düşman bombardımanının iyiden iyiye yoğunlaştığı ve çıkarma teknelerinin kıyıya yaklaşmaya başladığı anlarda, 9. Tümen Karargâhı’na ulaşan bilgiler doğrultusunda 19. Tümen’den yardım isteme gereği duyulmuş olabilir.

Kısacası denilebilir ki 9. Tümen Karargâhı yapacakları konusunda ne kadar telaş içindeyse, tam tersine 19. Tümen Karargâhı o kadar sakindir.

Çünkü 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal, olacakları çok önceden sezmiş olmanın ve sezgilerinin gerçekleştiğini görmenin rahatlığı içinde ne yönde karar vereceğini bilmekte ve sadece bağlı bulunduğu 5. Ordu Komutanından emir beklemektedir. Gelecek emri beklemenin de bir süresi vardır ve bu süre sonunda vereceği karar da aslında bellidir ve o karar şudur:

“Arıburnu bölgesine müdahale etmek.”

Karar bellidir ama cevabı verilmesi gereken bir soru vardır. O soru da şudur:

“Arıburnu bölgesine nereden ve nasıl müdahale etmeli?”

Arıburnu bölgesine müdahale edebilmek için iki seçenek vardır: Birincisi Topçular Sırtı’nı, ikincisi ise Conk Bayırı-Besim Tepeler-Kocaçimen Tepesi silsilesini tutmaktır. Zamanın çok değerli olduğu o kritik anlarda, bu iki seçenek arasında en doğru kararı vermek gerekmektedir.

İlerleyen bölümlerde bu sorunun cevabının nasıl verildiğini, daha doğrusu cevabın nasıl şekillendiğini incelemeye çalışacağız.

3- 9. Tümen Komutanlığı, ancak saat 05.45’e doğru 27. Alay’a hareket emri verdikten sonradır ki 19. Tümen Komutanlığı’na ikinci bir rapor daha gönderir. 19. Tümen Komutanlığı’na ve dolayısıyla Mustafa Kemal’e saat 06.30 civarında ulaşan bu ikinci rapor şöyledir:

“Kabatepe’de Tabur Kumandanlığından şimdi alınan raporda düşmanın Arıburnu sırtlarından Kabatepe’nin gerilerindeki sırtlara sarkmakta olduğu bildiriliyor.

En yakın bulunması hasebiyle (dolayısıyla) Maltepe’deki kuvvetinizden bir taburu Kabatepe’nin şimalindeki (kuzeyindeki) Arıburnu’na karşı olan sırtlara müsareaten (acilen) sevk ile neticesinin iş’arı mercudur (sonucunun bildirilmesi rica olunur).”

Albay Halil Sami’nin Yarbay Mustafa Kemal’e gönderdiği bu ikinci raporun 27. Alay’ın hareket saatinden yaklaşık “10 – 15 dakika sonra” yazıldığı anlaşılmaktadır. Sözkonusu raporun gönderildiği saatten yaklaşık “15 dakika önce” 27. Alay’a hareket emri verilmiş ve alay hareket etmiştir.

Fakat burada çok önemli bir ayrıntı vardır ki “27. Alay’ın hareket ettiği ve hangi yöne gittiği" gibi çok önemli konular rapor içeriğinde 19. Tümen Komutanlığı’na bildirilmemiştir.

Bu konudaki bilgi, 19b Tümen Karargâhı’na ancak saat 07.30’dan sonra ulaşacaktır. Nitekim Mustafa Kemal; 9. Tümen’den kendisine bu yönde bir bilgi ulaştırıldığına dair hiçbir şey söylememektedir. Ayrıca bir sonraki bölümde değineceğimiz üzere 9. Tümen Komutanlığı, 27. Alay’ın intikali, intikal sonucu, konumu ve harekâtının şekli konularında da 19. Tümen’e zamanında bilgi aktarmamıştır. 27. Alay Komutanı Mehmet Şefik de biraz sonra değineceğimiz açıklamasıyla bu durumu doğrulamaktadır.

Gerek bu durum, gerekse Mehmet Şefik’in 9. Tümen Kurmay Başkanı ile yaptığı telefon görüşmesinde yer alan ifadeler, 9. Tümen Karargâhı’nda çeşitli kuşkular, çelişkiler ve kararsızlıklar yaşandığının basit bir göstergesidir.

O sabah saatlerinde yaşanan anlar; saat 04.30’da Arıburnu’nda, yaklaşık bir buçuk saat sonrasında ise Seddülbahir’de toplam altı ayrı çıkarma noktasında, sayısal ve ateş gücü olarak çok üstün bir düşmanla karşı karşıya kalan bir tümenin komutanı için meslek hayatının belki de en bunalımlı anları olmalıdır. Muhtemeldir ki 9. Tümen Komutanı Halil Sami, birbiri ardına gelişen ani durumlara yönelik hızlı karar vermenin en zor olduğu anları yaşamıştır.

Kim bilir belki de bu nedenle olsa gerek, 9. Tümen Karargâhı özellikle verdiği bilgilerin içeriğine pek dikkat etmemiş olabilir. Ancak o kritik anlarda, kritik görevler üstlenenlerin her şeye rağmen soğukkanlılıklarını koruması ve aldığı – verdiği bilgilerin içeriğine dikkat etmesi gerekirdi.

Fakat şunu da söylemek gerekir ki aslında 9. Tümen Komutanı, panik havası yaşanmasına neden olacak durumların içine itilmiştir. Albay Halil Sami’de beliren bu “panik havası”, özellikle 28 Nisan 1915 günü yapılan “I. Kirte Muharebesi” sırasında verdiği geri çekilme emrinde de sezilmektedir.

Burada üzerinde durulması gereken bir başka ayrıntı ise bu rapor eline ulaştığında Mustafa Kemal’in ne düşünmüş olabileceği konusudur.

9. Tümen’den gelen rapor açıkça şunu söylemektedir: “Düşman, Arıburnu’nu çevreleyen sırtları işgal etmiş ve buradan Topçular Sırtı’na doğru ileri harekâta girişmiştir.”

Bu ifade doğrultusunda Mustafa Kemal’in ve hatta herhangi bir subayın dahi düşünebileceği şu olmalıdır: Arıburnu civarında karaya çıkan düşman; karşısında bulduğu zayıf Türk birliklerini aşmayı, kıyı başını tutmayı ve Arıburnu Sırtlarına hâkim olmayı başarmıştır. Şimdi de elde ettiği arazi üzerinden derinlikte harekâtını geliştirmeye çalışmakta ve Kaba Tepe’nin gerilerindeki sırtlara doğru ilerlemektedir. Düşmanın ilerlemekte olduğu “Kaba Tepe’nin gerilerindeki sırtlar”; Topçular Sırtı’dır. Bu raporu aldığında henüz Bigalı’daki tümen karargâhında bulunan Mustafa Kemal gayet iyi bilmektedir ki “Topçular Sırtı düşmana çok yakın, kendisine ise hayli uzaktır”.

4- “Arıburnu Muharebeleri Raporu” adlı eserin 21. sayfasında Mustafa Kemal’in, saat 07.30 civarında 3. Kolordu Komutanlığı’na iletilmek üzere dikte ettirdiği bir rapor bulunmaktadır. 57. Alay’ın intikale başlamasından yaklaşık “10 dakika kadar önce” 3. Kolordu Komutanlığı’na iletilen rapor şöyledir:

“Kabatepe ile Arıburnu arasına çıktığı haber verilen düşmanın cins ve miktarı hakkında henüz bir malumat (bilgi) alınamadı.

Süvari Bölüğünü Kocadere’nin garp (batı) sırtlarına gönderdim. Düşmanın Kocadere’nin garpteki (batısındaki) sırtları işgaline meydan vermemek maksadıyla alay 57 ve cebel bataryasını da (dağ topçu bataryasını da) şimdi Kocadere’nin garp sırtlarına tahrik ediyorum.

Düşmanın kuvvet ve vaziyetini anlamak ve ona göre tedabir-i taarruz ittihaz eylemek (“taarruz tedbiri” veya “taarruz düzeni” almak) üzere fırka (tümen) karargâhında fırka erkân-ı harbini (tümen kurmay başkanını) bırakarak bizzat oraya gidiyorum. Fırka kısm-ı küllisinin (tümenin geri kalan büyük kısmının) istimalini icap ettirecek (kullanılmasını gerektirecek) bir halin vukuunda fırkamın başına geleceğimi arz ederim.”

57. Alay’ın intikal sürecini ve güzergâhını incelediğimizde, Mustafa Kemal’in 3. Kolordu Komutanlığı’na iletilmek üzere dikte ettirdiği bu raporda yazılanlar ile uygulananlar arasında önemli bir çelişki olduğu göze çarpmaktadır. Bu çelişki nedeni ile öncelikle şu önemli soruyu sormak gerekmektedir:

“Neden Mustafa Kemal, düşmanın ve 27. Alay’ın durumundan habersiz olmasına rağmen, 3. Kolordu Komutanlığı’na ilettiği raporun ve 9. Tümen Komutanlığı’nın talebinin aksine hareket etmeyi tercih etmiş ve birliklerini Kocadere Köyü’nün batı sırtları yerine Kocaçimen Tepesi’ne yönlendirmiştir?”

Bu sorunun cevabını bulmak ve çelişkinin nedenini anlamak önemlidir. Ancak daha önce 9. Tümen Komutanlığı’ndan gelip 19. Tümen Karargâhı’na ulaşan ikinci rapor içeriğinde yer alan ifadelerden bazısını, bir kez daha hatırlayalım;

“Kabatepe’de Tabur Kumandanlığından şimdi alınan raporda düşmanın Arıburnu sırtlarından Kabatepe’nin gerilerindeki sırtlara sarkmakta olduğu bildiriliyor.”

Bu ifade doğrultusunda Mustafa Kemal, öncelikle Kocadere Köyü’nün batısındaki sırtları yani Topçular Sırtı’nı tutması gerektiğini düşünmüş olabilir ve bu yönde düşünmesi de doğaldır. Çünkü 9. Tümen Komutanlığı’nın sözkonusu raporunda yer alan “Kabatepe’nin gerisindeki sırtlar” ifadesinden anlaşılanın Topçular Sırtı olduğu daha önce belirtilmiştir. Sözkonusu sırt, Kocadere Köyü’nün batısında yer almaktadır. Ayrıca bu konuda aynı rapor içeriğinde 9. Tümen Komutanlığı’nın adı geçen sırta bir tabur gönderilmesi yönünde açık bir talebi de vardır ve ne yazık ki 27. Alay’ın hareketi ile ilgili herhangi bir bilgi yoktur. Mustafa Kemal muhtemelen bu nedenlerden dolayı, 3. Kolordu Komutanlığı’na intikalin başlamasından önce bu yönde bilgi vermiş olmalıdır.

Mustafa Kemal’in 3. Kolordu Komutanlığı’na gönderdiği raporda yazılanlar ile uyguladıkları arasındaki çelişkinin nedenine ise; 19. Tümen Kurmay Başkanı Binbaşı İzzeddin (Çalışlar) ışık tutmaktadır.

Binbaşı İzzeddin’in anılarında yer alan şu ifade dikkat çekicidir:

“Birlikler harekete hazırlanmış bir halde iken 9. Tümen’den 27. Alay’ın bir dağ bataryası ile Kocadere istikametinde Arıburnu’na hareket ettiği bildirilmişti.”

Bu ifade üzerine ortaya çıkan durumun ayrıntıları şu şekilde sıralanabilir:

a) 57. Alay ve 19. Tümen’den kafileye katılan diğer unsurların intikal hazırlıklarını sürdürdüğü anlarda Mustafa Kemal için öncelikle tutulması gereken yer Conk Bayırı -Besim Tepeler-Kocaçimen Tepesi silsilesidir. Ancak bir ihtiyat kuvveti olarak da kendisine iletilen talepleri dikkate alması gerekmektedir. Bu nedenle; 9. Tümen’den saat 06.30’da kendisine iletilen talep doğrultusunda hareket edip Topçular Sırtı’nı düşmandan önce tutması gerekmektedir. Bu nedenledir ki intikalin başlamasına 10 dakika kadar kala 3. Kolordu Komutanlığı’na bu yönde bilgi verilmiştir.

b) Ancak kafile tam yürüyüşe başlayacakken 9. Tümen’den 27. Alay’ın Kocadere yönünde, kendilerinden önce hareket ettiğine dair bilgi gelmiş ve böylece en azından topçu desteğine sahip iki taburluk bir gücün 57. Alay ve diğer unsurların da gideceği istikamete yönlendirildiği anlaşılmıştır.

c) Arıburnu sahillerine çıkan ve derinlikte ilerlemeye çalıştığı anlaşılan düşmana karşılık 9. Tümen’in iki taburlu 27. Alay’ı bölgeye sevk etmesi üzerine 19. Tümen’den talep ettiği bir taburluk bir kuvvetin aynı bölgeye gönderilmesi gereği ortadan kalkmıştır. Zaten bir taburluk desteği az gören ve bölgeye takviyeli bir alay gönderme hazırlığı içinde olan 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal, bu durumda birliklerini daha önce kararlaştırdığı Conk Bayırı-Besim Tepeler-Kocaçimen Tepesi bölgesine sevk etmesinin çok daha doğru bir hal tarzı olacağına karar vermiş ve kafileyi bu istikamete yönlendirmiştir.

d) O’nun verdiği bu karar ise; bir durum değerlendirilmesi yapılırsa şöyle olmuştur: Kaba Tepe’den başlayarak Kavak Sırtı, Kavak Tepe, Gök Tepe, Kemal Yeri, Sancak Tepe ve Su Yatağı üzerinden Conk Bayırı’na ulaşan Topçular Sırtı bölgesi, hiç değilse 27. Alay birlikleri tarafından bloke edilebilecektir. Bu durumda, bölgede savunma anlamında boş kalan tek yer, daha öncesinden de düşünüldüğü gibi “Conk Bayırı-Besim Tepeler-Kocaçimen Tepesi” silsilesidir. Çok kritik öneme sahip bu silsilenin en kısa zamanda ve mutlaka düşmandan önce tutulması gerekmektedir. Topçular Sırtı’na müdahale etmek suretiyle cephenin merkezinde yer alacak 27. Alay’ın sağ yanının ve aynı zamanda bölgeye hâkim en önemli yükseltinin de tutularak düşmanın üç yanından kavranmasına çalışılmalıdır. Kısacası düşmanın daha da avantajlı bir konuma gelmesi, daha doğrusu derinlikte ilerlemesi engellenmelidir. Durum bu ise yürüyüş istikameti Kocaçimen Tepesi’dir.

e) Bu konuda dikkat çeken bir diğer husus da 57. Alay birlikleri ve kafilede yer alan diğer unsurlar tam intikale başlamak üzereyken, 9. Tümen Komutanlığı’ndan gelip 19. Tümen Karargâhı’na ulaşan bu son bilginin geliş saatidir. İzzeddin Çalışlar’ın ifadesine göre bu bilginin geliş saatinin 07.30’dan sonra olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre geliş saati muhtemelen saat 07.30–07.39 arasıdır. Bu rapor; hem 19. Tümen’den 3. Kolordu Komutanlığı’na gönderilen raporun çıkış saatinden sonra ulaşmış olması, hem de geciken yönüyle dikkat çekicidir. Çünkü bilindiği gibi; 27. Alay saat 05.45’de Maydos’tan hareket etmiş, bu alayın hareketi ve hangi yöne sevk edildiğine dair bilgi ise ancak “1 saat 45 dakika sonra” 19. Tümen Karargâhı’na ulaşmıştır. Bu durum bile 9. Tümen Karargâhı’na hâkim olan telaş ve karmaşanın bir diğer göstergesi olarak dikkat çekicidir.

Yukarıda değinilen ayrıntılar dikkate alındığında 3. Kolordu Komutanlığı’na bildirilenin tersine gerçekleşen hareket tarzının anlamı da ortaya çıkmakta ve Mustafa Kemal’in yürüyüş hedefi konusundaki fikrini son anda değiştirmesindeki neden anlaşılmaktadır. Bu nedenden dolayıdır ki Mustafa Kemal, 27. Alay ile ilgili bilgi kendisine ulaşır ulaşmaz 9. Tümen’in saat 06.30’da kendisine ulaşan talebini yerine getirmekten, yani Topçular Sırtı yönüne gitmekten vazgeçmiştir.

Aslında Mustafa Kemal’in 3. Kolordu Komutanlığı’na gönderdiği rapor, bir diğer anlamıyla; 9. Tümen Komutanlığı’ndan kendisine gönderilen raporlardaki bilgilere dayanarak aldığı tedbirleri, 3. Kolordu Komutanlığı’na bildirmesinden ibarettir.

Burada asıl şaşırtıcı olan ayrıntılardan birisinin de 19. Tümen’in doğrudan 5. Ordu Komutanlığı’na bağlı olmasına rağmen, raporunu 3. Kolordu Komutanlığı’na göndermiş olmasıdır. Bunun nedeni; o saatlerde Bolayır sırtlarında dolaşmakta olan Ordu Komutanı Liman von Sanders ile irtibat kurulamadığı şeklinde yorumlanabilir. Ancak bu durum; Mustafa Kemal’in Alman komutana pek güvenmediği şeklinde de ifade edilebilir ki bu ayrı bir inceleme konusudur.

Ayrıca 3. Kolordu Komutanlığı’na gönderilen bu rapor öncesinde, 9. Tümen’den ilk rapor kendisine ulaşır ulaşmaz Mustafa Kemal telefonla Gelibolu’daki 3. Kolordu Karargâhı’nı aramış ve Esat Paşa ile görüşmüştür. Bu görüşme sırasında Esat Paşa’nın dahi durum hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığını anlamıştır.

Ayrıca Mustafa Kemal’in karaya çıkan düşmanın gücü, konumu ve harekâtının ne yönde geliştiği hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı unutulmamalıdır. Çünkü o saatlerde, bu konuda kendisine detaylı ve tatminkâr bir bilgi henüz ulaşmamıştır. Zaten kendisi de 3. Kolordu Komutanlığı’na gönderdiği raporda bu duruma, şu şekilde değinmektedir:

“Kabatepe ile Arıburnu arasına çıktığı haber verilen düşmanın cins ve miktarı hakkında henüz bir malumat alınamadı.”

Fakat burada üzerinde önemle durulması gereken bir ifade daha vardır ki o da Mustafa Kemal’in öncelikle düşmanın kuvvet ve vaziyetini anlayıp ona göre birliklerine taarruz düzeni aldıracağını yönündeki; “Düşmanın kuvvet ve vaziyetini anlamak ve ona göre tedabir-i taarruz ittihaz eylemek…” ifadesidir. Burada ki “taarruz” kelimesi ayrıca önemlidir. Çünkü bu kelime; Mustafa Kemal’in düşman ilerleyişini bir savunma hattı oluşturarak durdurmaktan ziyade, düşmanı kazandığı veya kazanmaya çalıştığı mevzilerden söküp atmayı ve hatta mümkünse denize dökmeyi amaçladığını açıkça göstermektedir.

Bu nedenledir ki düşmana taarruz ederken, harekâta girişeceği arazi üzerinde kendisine avantaj sağlayacak hâkim bir noktaya düşmandan önce ulaşmayı düşünmesi gerekmekte ve bu yöndeki bir düşünce de en doğal hareket tarzı olarak görülmektedir.

Çünkü uygulanacak harekât tarzı olarak taarruz seçeneğini tercih eden bir komutanın ilk düşünmesi gereken konulardan biri de düşmanın kıyı başı derinliğinde uygulayacağı ileri harekâtını yerinde tespit edebilmek seçeneğidir. Bu seçeneği uygulayabilecek olanaklar ve kabiliyetlerin de titizlikle değerlendirilmesi ve göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

5- İncelenmesi gereken bir başka rapor ise 27. Alay Komutanı Yb. Mehmet Şefik’in anılarında yer almaktadır. Mehmet Şefik, bağlı olduğu 9. Tümen Komutanlığı’na saat 07.55’de (57. Alay intikal için hareket ettikten yaklaşık 15 dakika sonra) gönderdiği bu raporda şu hususları belirtmektedir:

“Kabatepe Telefonu Vasıtasıyla
Maydos’ta 9ncu Tümen Komutanlığı’na
Saat 7 dakika 55

- Düşman Arıburnu sırtlarını işgal etmiştir.
- Arıburnu sırtlarıyla Kocadere arasındaki sırtlardan (Topçular Sırtı üzerinden) inayeti Hakka istinaden (Allah’ın yardımına dayanarak) taarruza başlıyorum.
- Kocaçimen’i serian (en seri şekilde) 19ncu Tümene tutturmanız müsterhamdır (istirham edilir).

Alay 27 Komutanı Mehmet Şefik”

Yukarıdaki bu rapora ek olarak Mehmet Şefik’in 3. madde kapsamında değindiğimiz önemli açıklamasını da bu noktada ele almak gerekmektedir. Sözkonusu önemli açıklama; Mehmet Şefik’in anılarının 42. sayfasında yer alan sayfa altı notudur.

Mehmet Şefik’in saat 07.55’de 9. Tümen Komutanlığı’na gönderdiği yukarıdaki raporun açıklama eki gibi verilen bu notta, şu ifadeler dikkat çekicidir:

“Saat 7 dakika 55’de Kabatepe şimalindeki (kuzeyindeki) alay karargâhından 9. Tümen Komutanlığı’na yazılmış olan bu raporu 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Bey almamıştı. Çünkü kendisi bir müfreze ile bundan on dakika evvel yani saat 7 dakika 45’de Bigalı’dan Kocaçimen istikametine hareket etmiş bulunuyordu.

Şöyle ki: Maydos’ta bulunan 9. Tümen Komutanlığı’ndan; düşmanın Arıburnu sırtlarından Kabatepe gerilerindeki sırtları sarmakta olduğuna dair saat 6 dakika 30’da aldığı rapor üzerine Mustafa Kemal Bey; tümeni kıt’aları komutanlarına “şimdi hareket etmek üzere hazırlanınız ve emir almak üzere tümen komutanı nezdine geliniz” diye emir veriyor.

Saat 7 dakika 45’de 57. Alay ve bir süvari bölüğü ve bir dağ bataryası ve bir sıhhiye müfrezesi ile kendisi başta ve önde olarak Kocaçimen istikametine hareket ediyor.”

Oysa Mehmet Şefik’in üç maddelik raporuna dikkatle bakıldığında, bu raporda yer alan bilgilerin ve talebin, aslında Mustafa Kemal’in o anda bilmek istediği bütün ayrıntıları içerdiği görülür.

O anda gelişmekte olan olaylar bakımından aslında çok önemli olan ayrıntılar şunlardır:

a) Düşmanın son durumunun ne olduğu?

— Düşman Arıburnu sırtlarını işgal etmiştir.

b) Bölgeye sevk edilen 27. Alay’ın konumu ve harekât tarzı nedir?

— 27. Alay düşmandan önce Topçular Sırtı’nı tutmayı başarmış ve taarruza başlamak üzeredir.

c) 19. Tümen nereye yönlenmeli ve hangi bölgeyi tutmalıdır?

— 27. Alay Komutanı Mehmet Şefik çok doğru olarak kendi alayının sağ yanını emniyete almak, düşmanın sol yanını kavramak, Conkbayırı–Besim Tepeler–Kocaçimen Tepesi silsilesinin düşman eline geçmesini önlemek ve düşmanın kıyı başına sıkıştırılmasını sağlamak amaçlarına yönelik bilgi ve talebini içeren raporunu 9. Tümen Komutanlığı’na iletmiştir. Bu raporun 3. maddesinde, “Kocaçimen’nin acilen 19. Tümen’e tutturulması” açıkça talep edilmektedir.

Kısacası; Mehmet Şefik’e göre 19. Tümen, cephenin en hâkim yeri olan Kocaçimen Tepesi’ni düşmandan önce tutmalıdır. Bir başka deyişle Kocaçimen Tepesi’ne yönelmeli ve düşmandan önce davranarak o tepeyi tutmalıdır. Çünkü 27. Alay’ın oluşturduğu cephenin, Kocaçimen yönündeki sağ yanı boştur ve eldeki mevcut kuvvetlerle ancak merkezi ve sol yanı tutulabilir.

27. Alay Komutanı’nın düşündükleri ve bağlı olduğu tümen komutanlığına ilettiği; “Kocaçimen’in 19. Tümen’e tutturulması” talebi aslında çoktan Mustafa Kemal’in aklında ve kararlarında şekillenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Zaten Mehmet Şefik de bir anlamda bunu doğrulamaktadır.

6- Bir diğer önemli açıklama ise Mustafa Kemal’e aittir. Kendisinin Conk Bayırı’na ulaşmasından ve hatta 57. Alay’ın taarruza başlamasından hemen sonraki anlarda yaşanan bir olayı naklettiği satırlar, yine "Arıburnu Muharebeleri Raporu" adlı eserin 23. sayfasında yer almaktadır.

“Bu esnada 9. Fırkaya mensup süvari zabitanından Mülazım-ı evvel (üsteğmen) Mehmet Salih Efendi Conkbayırı’nda yanıma geldi ve 27. Alay'ın Kocadere garbındaki sırtlardan, Kemalyeri üzerinden düşmanla muharebeye başladığını haber verdi.

Mumaileyh (adı geçen kişi-Üsteğmen Mehmet Salih Efendi) ile (ki 27. Alay kumandanının bulunduğu yeri en iyi biliyordu) mezkür (sözü edilen) alay kumandanına düşmanın 261 rakımlı tepeye kadar ilerlemiş olan kuvvetlerine Alay 57 ve bir cebel bataryasıyla taarruza başladığımı, Alay 27nin dahi karşısındaki düşmana taarruz etmesini ve henüz Bigalı civarında bulunan 19. Fırka kısm-ı küllisinin Kocadere istikametine celbedeceğimi (getirteceğimi) ve bu emrimi kendisine isal eden (ulaştıran) süvari mülazımı Salih Efendi'yi tekrar benim nezdime iade etmekle beraber benimle daima irtibatı muhafaza eylemesini ve benim Conkbayırı’ndan muharebeyi idare edeceğimi bildirdim.”

Yukarıda yer alan ifadeler açıkça göstermektedir ki, Mustafa Kemal’in 27. Alay Komutanı’nın 9. Tümen Komutanlığı’na ilettiği rapor içeriğindeki bilgilerden, dolayısıyla 57. Alay’ı taarruza sevk ettiği saate kadar 27. Alay’ın durumu ve harekâtının şekli hakkında net bir bilgisi yoktur. Hatta Conk Bayırı’na geldiği ana kadar da bilgisi olmamıştır. Ayrıca bu konuyu, 27. Alay Komutanı Mehmet Şefik de az önce değindiğimiz gibi açıkça teyit etmektedir.

Mustafa Kemal’in 27. Alay’ın durumundan ve durumundan bilgisi, ancak Üsteğmen Mehmet Salih’in getirdiği haber ile olmuştur. Fakat o haberin içeriğinde de yanlış bir aktarım olduğu fark edilmektedir. Üsteğmen Mehmet Salih’in getirdiği haberdeki yanlış aktarım; “27. Alay’ın düşmanla muharebeye başladığı” şeklindeki ifadedir. Çünkü “düşmanla muharebeye başlamak” ifadesinden; düşmanın belli bir hatta karşılandığı ve bu hat üzerinden düşmanla karşılıklı olarak çatışmaya girildiği anlaşılır.

Bu nedenle; “muharebeye başladı” ifadesinden Mustafa Kemal’in çıkarttığı sonucun, düşmanın Topçular Sırtı’na yönelttiği taarruzunu 27. Alay’ın bu sırt üzerinde karşıladığı ve adı geçen sırtı savunmakta olduğu yönünde olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü kendisine daha önce gelen raporlarda (9. Tümen’den gelen ikinci rapor) bildirilen konulardan biri de “düşmanın Arıburnu sırtlarından Kabatepe’nin gerilerindeki sırtlara sarkmakta olduğu” yönündedir.

Savunma durumunda olmak ise düşmanın işgal ettiği arazi üzerindeki durumunun da kabullenildiği kanaatini uyandırır. Bu nedenledir ki, Mustafa Kemal, adı geçen Üsteğmen ile 27. Alay Komutanına “taarruz emri” göndermiştir. Oysa bilindiği gibi; o saatlerde 27. Alay zaten taarruz halinde düşmanla çarpışmaktadır!

Mustafa Kemal’in 3. Kolordu Komutanlığı’na gönderdiği raporda da belirttiği gibi düşmanı bir taarruzla denize dökmeyi veya en azından kıyı başına sıkıştırmayı amaçladığı, Üsteğmen Mehmet Salih aracılığı ile 27. Alay Komutanı’na gönderdiği emrin içeriğinden de açıkça anlaşılmaktadır.

7- Üzerinde durulması gereken diğer raporlar ise, 9. Tümen Komutanlığı’ndan gönderilen ve 27. Alay Komutanlığı’na birbiri ardınca ulaşan içerikleri pek farklı olmayan iki ayrı bilgi ve emir notudur. Saat 08.25’de yazılmış bu raporlarda yazılı olan ifadeler şunlardır:

“Bir çeyrek evvel 19.Tümenden 57.Alayla bir cebel bataryası; Tümen Komutanıyla birlikte sağ yanınıza hareket etmiştir.

9. Tümen Komutanı Halil Sami”


“19. Tümen şimdi 57. Alayını Kocaçimen istikametine ve sağ yanınıza hareket ettirdi. 19. Tümen Komutanı da alayla beraber ileri gidiyor.
İrtibat kurarak birlikte hareket ediniz.

9.  Tümen Komutanı Halil Sami
”

Birbiri ardına kendisine ulaşan yukarıdaki raporlar doğrultusunda Mehmet Şefik, 57. Alay’ın hareketinden haberdar olmuştur. Bununla birlikte 19. Tümen Komutanı ile irtibat kurmasına dair kendisine verilen emir ise Süvari Üsteğmeni Mehmet Salih tarafından, ancak Mustafa Kemal Conk Bayırı’na ulaştıktan sonra yerine getirilebilmiştir.

Ancak bu raporların içerdiği bilgilerde de en azından 57. Alay’ın hareket saati konusunda bir çelişki olduğu dikkat çekicidir. Saat 08.25 çıkışlı raporların ilkinde 57. Alay’ın “bir çeyrek evvel” yani saat 08.10’da hareket ettiği yazılıdır. İkinci raporda ise hareket saati için “şimdi” denilmektedir.

Oysa 57. Alay’ın hareket saati 07.39 olarak belirtilmektedir. Söz konusu zamanı belirten kişi, 57. Alay Komutanı Yb. Hüseyin Avni’dir. Hareket saati konusunda Mehmet Şefik’in de 07.45 olarak zamanı ifade ettiği hatırlanırsa, 9. Tümen Komutanlığı’nın 57. Alay’ın intikale başladığı saat konusunda doğru aktarımda bulunmadığı görülmektedir.

Bu gibi konular çok küçük ayrıntılar gibi gözükse de bir bölüğü ihtiyatta bıraktığı için 2.000 kişiden daha az bir mevcutla, o saatlerde yaklaşık 8.000 askeri karaya çıkarmayı başarmış düşmana taarruz kararı vermiş bir alayın komutanı için hayati derecede önemlidir.

8- Mehmet Şefik’in anılarında yer alan diğer bazı ifadeler de ayrıca dikkat çekici olup mutlaka üzerinde düşünülmesi gerekmektedir.

Bilindiği gibi; 27. Alay Komutanı Yb. Mehmet Şefik, ayrıca emrine verilen ve o sırada Çamburnu’nda bulunan Dağ Topçu Bataryası’nı beklemeksizin, alayının 1. ve 3. Taburları ile birlikte saat 05.45’de Topçular Sırtı’na doğru intikale başlar. Bu intikal sırasında; en önemli kaygısını ise anılarında şu şekilde ifade eder:

“Arıburnu sırtlarına ve her tarafa hâkim olan Topçular Sırtı’nı düşmandan evvel tutmak; yürüyüş hedefimdi.”

Mehmet Şefik neden bu şekilde düşünmektedir?

Çünkü Topçular Sırtı, Arıburnu sırtlarını işgal eden ve derinlikte ileri harekâta devam ettiği anlaşılan düşmanın, Kocadere üzerinden daha da derinlere (asıl hedefi olan Maltepe’ye) ulaşmasını engelleyecek son doğal barikattır.

Ayrıca çok iyi bilinmektedir ki düşman Topçular Sırtı’nı işgal edecek olursa, bu sırtın doğu yönündeki nispeten düz araziye ve Kocadere Köyü’ne de hâkim bir duruma kavuşur. Böyle bir durumda, eldeki mevcut kuvvetler ve kısıtlı ağır silah olanaklarıyla düşmanı bu sırttan söküp atmak çok daha zor olabilir.

Nitekim Çanakkale Muharebeleri boyunca yaşananlar göstermiştir ki Arıburnu’na hâkim sırtlara kısmen de olsa yerleşmeyi, tahkimat yapmayı ve yaptığı tahkimatı pekiştirmeyi başaran Anzac Kolordusu, elde ettiği bu mevzilerden bir türlü sökülüp atılamamıştır.

O zaman şöyle bir soru sorabiliriz:

“Mehmet Şefik’i kaygılandıran durum, Mustafa Kemal’i kaygılandırmamış olabilir mi?”

 Cevap çok basittir; “asla olamaz”! Mustafa Kemal’in de tıpkı Mehmet Şefik gibi Topçular Sırtı konusunda kaygılandığını, 3. Kolordu Komutanlığı’na saat 07.30’da gönderdiği raporunda yer alan şu ifadesi açıkça göstermektedir.

“Düşmanın Kocadere’nin garpteki (batısındaki) sırtları işgaline meydan vermemek maksadıyla Alay 57 ve cebel bataryasını da (dağ topçu bataryasını da) şimdi Kocadere’nin garp sırtlarına tahrik ediyorum.”

Mustafa Kemal’in o saatlerdeki durumu sadece sahip olduğu bilgiler paralelinde değerlendirmesi çok doğaldır. Hele 27. Alay’ın Kocadere istikametinde intikal halinde olduğunu öğrendikten sonra bile her ihtimali değerlendirmesi gerekmektedir. Bu ihtimallerden birisi de 27. Alay’ın düşmandan önce Topçular Sırtı’na ulaşamaması olasılığıdır. Bu durumda bile 27. Alay hiç değilse düşmanın Kocadere yönündeki ilerleyişine engel olabilir.

Şimdi gözümüzün önüne şöyle bir tablo getirelim:

a) Arıburnu sahillerinde karaya çıkan Anzac Kolordusu, karşısında bulduğu çok az sayıdaki Türk askerini saf dışı bırakıp ilerlemeye başlamış ve derinlikte harekâtını sürdürme dolayısıyla elde ettiği kıyı başını genişletme eğilimindedir. Zaten “amfibi” harekâtların en belirgin karakteristik özelliği budur. Bir başka deyişle denizden karaya çıkan bir güç mutlaka önce sahili, sonrasında ise sahilin derinliğindeki araziyi ele geçirmek mecburiyetindedir. Çünkü başka türlü varlığını sürdüremeyeceği gibi harekâtını daha ileri boyutlara taşıyamaz, dolayısıyla da amacına ulaşamaz.

b) Arıburnu sırtlarına hâkim olabilmeyi başarmış olan düşmanın kıyı başının derinliğinde el atabileceği ilk yer çok daha yakın ve savunmasız olması nedeniyle Topçular Sırtı’dır. Elbette ki Arıburnu sırtlarına Topçular Sırtı’ndan daha uzak olan Conk Bayırı-Besim Tepeler-Kocaçimen Tepesi silsilesi de el atılması mutlak olan en kritik mevkiidir.

c) 9. Tümen’den gelen talepte Topçular Sırtı’nın düşmandan evvel tutulması için söz konusu bölgeye bir tabur gönderilmesi istenmektedir. Ancak bu talebe karşılık bir tabur yerine takviyeli bir alay, yani üç tabur hazırlanmıştır. Talep edilenin çok üzerinde olan bu kuvveti bölgeye sevk etmenin altında yatan düşünce, Topçular Sırtı’na yaklaşıldığında karşılaşılacak durumun ne olacağını bilememektir.

d) Ancak son anda ulaşan bir haber ile gidilecek olan istikamete doğru topçu desteğine sahip iki taburluk bir gücün yola çıkarıldığı anlaşılır. Bu durumda; kendisinden bir tabur isteyen 9. Tümen, zaten o bölgeye talep ettiğinden daha büyük bir kuvveti göndermiş olmaktadır. Hal böyle ise yürüyüşe geçecek birlikleri Topçular Sırtı’na oranla çok daha kritik olan Conk Bayırı-Besim Tepeler-Kocaçimen Tepesi’ni tutmak üzere yola çıkarmak en doğru hareket tarzıdır. Çünkü 27. Alay Topçular Sırtı’nı tutamamış olsa bile hiç değilse Kocadere yönünde düşmanın ilerleyişinin önüne dikilebilir. Bu durumda kendi kuvvetlerinin düşmandan önce Conk Bayırı-Besim Tepeler-Kocaçimen Tepesi silsilesini tutabilmesi çok büyük önem taşır. Sözkonusu silsileyi tutabilmek için de en kritik mevkii Kocaçimen Tepesi’dir. Nitekim çok öncesinden de bir problem olarak çözümü düşünülen konu budur ve düşmanın Topçular Sırtı’nı işgal ettikten sonra geliştireceği ileri harekâtını da engelleyecek en avantajlı konumu sağlayacak tek yer Kocaçimen Tepesi’dir.

Sözkonusu avantajlı konumu saptarken de düşmanın olası harekât tarzını düşünmesi gerekir. Bu düşünce doğrultusunda ortaya çıkan sonuç ise Topçular Sırtı üzerinden Kocadere yönünde ileri harekâta girişecek düşmanın bu harekâta başlamadan önce Conk Bayırı’nı, sonrasında ise Kocaçimen Tepesi’ni mutlaka alması gerekliliğidir.

Çünkü düşmanın Topçular Sırtı üzerinde oluşturacağı cephe hattının güvenliğini Conk Bayırı, Conk Bayırı’nın güvenliğini de Kocaçimen Tepesi sağlar. Kocaçimen Tepesi konumu itibariyle, Conk Bayırı–Su Yatağı hattına ve Topçular Sırtı üzerinden Kocadere istikametinde uzanan nispeten düz ve alçak araziye hâkimdir. Düşman Topçular Sırtı’nı alacak olsa bile Kocaçimen Tepesi’ni almadan ileri harekâtını sürdüremez. Çünkü Kocaçimen Tepesi, Topçular Sırtı üzerinden Kocadere’ye yürümek isteyeni, arkasından vurabilecek bir konuma sahiptir.

Mustafa Kemal’in yalnızca Topçular Sırtı konusunda kaygılanmadığı, aynı kaygıları Conk Bayırı için de taşıdığı ortadadır. O’nun bu kaygısı; Kocaçimen Tepesi’ne geldiği anlarda ifade ettiği şu kelimelerden anlaşılmaktadır:

"Bizzat yol bulmak ve müfrezeyi oradan sevk etmek suretiyle Kocaçimen Tepesi’ne muvasalat edildi (varıldı). Orada denizdeki gemilerden ve zırhlılardan başka bir şey görmedim. Düşmanın piyadesinin henüz oradan uzak olduğunu anladım."

Bu ifade üzerine sorulabilecek bir tek soru vardır. O soru da şudur:

“Kocaçimen Tepesi üzerine ulaşıp etrafını gözleyen biri, Arıburnu bölgesinde karaya çıkmış ve derinlikte ilerlemekte olan düşmanı nerede görebileceği konusunda kaygılı olabilir?”

Cevap bellidir; “Ancak Conk Bayırı’nın üzerinde...”

Mustafa Kemal’in bu ifadesi; düşman piyadesinin Conk Bayırı’na ulaşmış olabileceği konusunda taşıdığı kaygıların en açık kanıtıdır.

57. Alay Komutanı Yb. Hüseyin Avni de benzer kuşkular içinde olduğunu şu ifadeleri ile açıkça belirtmektedir:

“Düşmanın henüz görünmemesine mebni (görünmemesi nedeniyle) daha ilerilerde Arıburnu’na doğru yaklaşmak tabii idi.”

Hem 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal’in hem de 57. Alay Komutanı Hüseyin Avni’nin Conk Bayırı konusunda kaygılandığı ortada olduğuna göre şu şekilde bir durum değerlendirmesi yapılabilir:

Hamazlar Tepesi’nin güney yamacından itibaren Topçular Sırtı üzerinden görülebilen ve sonrasında Kurtgözü’nden itibaren söz konusu sırtın mutlak hâkimiyeti altına giren bir yürüyüş güzergâhı; eğer Topçular Sırtı’na kendisinden çok daha yakın ve oraya doğru sarkmakta olan bir düşmanın tehdidi altında ise, açıkçası tercih edilmesi pek akla uygun bir seçenek değildir. Çünkü düşmanın hâkimiyeti altına girmesi kuvvetle muhtemel bir sırttan rahatça görülebilen bir güzergâh üzerinden intikal etmek demek, ağır zayiat vermeyi göze almak demektir. Daha intikal sürecindeyken, yani henüz düşmanla muharebeyi kabullenebilecek bir durumda değilken ağır zayiat vermek ise, Conk Bayırı–Besim Tepeler–Kocaçimen Tepesi silsilesini daha ilk anlarda düşmana hediye etmekten başka bir şey değildir.

9- 27. Alay Komutanı Yb. Mehmet Şefik’in, saat 07.55 itibariyle bulunduğu yeri tanımlayan ifadesi ile 9. Tümen Komutanı Halil Sami’nin kendisine gönderdiği saat 08.25’de yazılmış raporları okuduktan sonra dile getirdiği beklentileri de önemlidir.

Mehmet Şefik, alayının taarruzunu yönettiği yer hakkında şunları söylemektedir:

“Topçu ve makineli tüfek mevziimiz, bilhassa düşmanın sol yanıyla merkezine hâkimdi (bulunduğumuz mevki 165 metre denizden yüksekti...).”

Mehmet Şefik’in ifade ettiği denizden 165 metre yüksek olan yer; Kemalyeri’nin hemen kuzeyinde yer alan Sancak Tepe’dir.

Saat 08.25 işaretli raporlar ile 9. Tümen Komutanının 57. Alay’ın intikali konusunda kendisine verdiği bilgiler doğrultusundaki beklentisini ise şu sözleri ile ifade etmektedir:

“Taarruzumuz ilerleyip de bilhassa sağ yanımız tehlikeli ve nazik bir vaziyete girdikçe gayri ihtiyari olarak gözlerimizi Kocaçimen dağının doğu yamaçlarına çeviriyorduk. O istikametten beklediğimiz kuvveti (57. Alay'ı kastediyor) gözlüyorduk.”

57. Alay’ın, halen kabul görmekte olan güzergâh üzerinden yürüdüğünü varsayalım. Bu durumda; özellikle Kurtgözü’nün bulunduğu sırt üzerinden geçilirken, Topçular Sırtı üzerinde bulunan Kemalyeri ve Sancak Tepe mevkileri, bu noktanın hemen sol çaprazında (güney batı yönünde) kalmakta ve rahatça görülmektedir. Dolayısıyla Kemalyeri ve Sancak Tepe mevkilerinden de Kurtgözü görülür.

57. Alay 3.000 kişiyi aşkın bir kafile halinde bu güzergâh üzerinden yürürken, o sırada saat yaklaşık 09.00–09.30 arası olduğu varsayılmaktadır. Bu saatlerde ise 27. Alay’ın taarruzu çoktan başlamış durumdadır.

57. Alay Kurtgözü noktasından geçerken, piyadesini desteklemek üzere Sancak Tepe üzerinde mevzii alarak ateşe başlamış olan 27. Alay’ın Makineli Tüfek Bölüğü’nün 4 adet makineli tüfeği ile Kanlısırt’tan kaçırılarak yine aynı tepede mevzilenip ateşe başlamış olan bir adet sahra topunun çıkarttığı sesleri duymaması mümkün değildir.

Kafilenin en önünde yol almakta olan Mustafa Kemal, sözkonusu silahların seslerini duymamış mıdır? Duymuş ise neden Sancak Tepe–Kemalyeri yönüne bir keşif müfrezesi gönderip durumu anlamaya çalışmamıştır? Bu konuda Mustafa Kemal’in, Hüseyin Avni’nin, Mehmet Şefik’in ve diğerlerinin raporlarında en ufak bir değinme yoktur.

Zaten Mustafa Kemal makineli tüfeklerin ve bir adet sahra topunun seslerini duymuş olsa ve buraya bir keşif müfrezesi göndermiş olsaydı, Üsteğmen Mehmet Salih’in Conk Bayırı’nda kendisine verdiği bilgilerden, Conk Bayırı’na gelmeden önce haberdar olması gerekirdi. Kendisi ve 27. Alay Komutanı bu konuda en ufak bir değinmede bulunmamış olduklarına göre, böylesi kritik bir anda duyduğu seslere kayıtsız kalmış olmasını açıklayacak tek neden vardır. O neden de şudur:

Ne Mustafa Kemal, ne 57. Alay ne de kafilede bulunan diğer unsurlar Kurtgözü mevkiinden geçmemişlerdir.

Aslında Mehmet Şefik’in az önce değindiğimiz ifadesiyle bu gerçeğe katkıda bulunduğunu söylemek mümkündür. Mehmet Şefik’in söz konusu ifadesini burada bir kez daha hatırlamakta fayda vardır:

“Taarruzumuz ilerleyip de bilhassa sağ yanımız tehlikeli ve nazik bir vaziyete girdikçe gayri ihtiyari olarak gözlerimizi Kocaçimen dağının doğu yamaçlarına çeviriyorduk. O istikametten beklediğimiz kuvveti gözlüyorduk.”

Bu sözler üzerine ancak şu yorum yapılabilir:

Bulunduğu Kemalyeri–Sancak Tepe civarından bir yandan alayının taarruzunu sevk ve idare ederken diğer yandan sağ ve sağ arka yanını gözleyip 57. Alay’ı sabırsızlıkla beklemekte olan Yb. Mehmet Şefik, Kurtgözü üzerinden aştığı sırada her nasıl olmuş da 3.000 kişiyi aşkın insandan oluşan bir kafileyi görememiştir?

27. Alay Komutanı’nın neden bu konuya hiç değinmediği, 57. Alay’ın günümüzde kabul gören yürüyüş güzergâhı hakkında çok önemli bir soru işaretidir.

10- Mustafa Kemal; "Arıburnu Muharebeleri Raporu" adlı eserinde “Arıburnu’na Hareket” yan notu altında intikal sürecini şu şekilde anlatmaktadır:

“Bundan sonra kıtaları yürüyüşe müheyya (hazır) olarak içtima ettirmiş bulunan Alay 57 ve cebel bataryası kumandanları ve sertabip ve bir yaverimle bir emir zabitim beraber olduğu halde içtima mahalline gittim. Ve tesrianlilmaslaha (işi çabuklaştırarak) alay ve cebel bataryasını basit bir tertiple Bigalı Deresi boyunca giden yol üzerinden bizzat yürüyüşe geçirerek Kocaçimen Tepesi’ne teveccüh ettim (yönlendirdim). Ve sıhhiye müfrezesinin arkadan iltihak etmesi için emir vermesini sertabibe söyledim.

Takip ettiğimiz dereden (Bigalı Deresi) bizi Kocaçime’e isal edecek (ulaştıracak) muayyen bir yol olmadıktan başka, Kocaçimen’e vasıl olmak (varmak) için atlamaya mecbur olduğumuz saha pek ziyade fundalık ve su’bül-mürur (geçilmesi zor) kayalık derelerle mali (dolu) idi. Bir yol bulup kıtayı sevke delalet etmesi için topçu tabur kumandanını tavzif ettim (görevlendirdim). Bu zat kayboldu. Ondan sonra batarya kumandanını memur ettim. Bu da başını alıp Kocaçimen Tepesi’ne kadar gitmiş. Delaletinden istifade edilemedi. Bizzat yol bulmak ve müfrezeyi oradan (?) sevk etmek suretiyle Kocaçimen Tepesi’ne muvasalat edildi (varıldı). Orada denizdeki gemilerden ve zırhlılardan başka bir şey görmedim. Düşmanın piyadesinin henüz oradan uzak olduğunu anladım.

Efrat dahi o müşkül araziyi bila tevakkuf (durmaksızın) katetmek yüzünden yorulmuş ve yürüyüş umku derinleşmişti (yürüyüş kolunun uzunluğu artmıştı). Alay ve batarya kumandanlarına efradı tamamen toplamak ve küçük bir istirahat vermek üzere 10 dakika denizden mestur (gizli–görülmeyen) olarak tevakkuf etmelerini (durmalarını), badehu (ondan sonra) beni takip etmelerini ve kendimin Abdal Geçidi'nden (Kurt Gediği veya Kurt Geçidi olarak da anılan Kocaçimen Tepesi ile Besim Tepeler arasındaki sarp geçit yeri) Conk Bayırı’na gideceğimi anlattım. Ve yanımda yaverim ve emir zabiti ve sertabip ile oralarda tekrar bulduğumuz fırka topçu cebel kumandanı olduğu halde evvela atlı olarak yürümeye teşebbüs ettik. Fakat arazi müsait olmadığından hayvanları bırakarak yaya olarak Conk Bayırı’na vasıl olduk.”

Mustafa Kemal’in intikal sürecini anlattığı satırları dikkatle incelemek gerekir. Bu nedenle Mustafa Kemal’in ifadelerini sırasıyla değerlendirelim:

“Takip ettiğimiz dereden (Bigalı Deresi) bizi Kocaçimen’e isal edecek (ulaştıracak) muayyen bir yol olmadıktan başka, Kocaçimen’e vasıl olmak (varmak) için atlamaya mecbur olduğumuz saha pek ziyade fundalık ve su’bül-mürur (geçilmesi zor) kayalık derelerle mali (dolu) idi.”

Oysa o dönemde dahi Bigalı’dan Kocadere’ye ulaşan bir yol vardır, ancak Bigalı’dan Kocaçimen Tepesi’ne ulaşan bir yol ise gerçekten yoktur.

Ayrıca Kocaçimen’e varmak için “atlanılmaya mecbur olunan” sahada bulunan “geçilmesi zor kayalık derelerle dolu” bir güzergâh, ne yazık ki şu anki yürüyüş güzergâhı üzerinde yer alan derelerin haliyle, herhangi bir benzerlik de göstermemektedir.

Düşman piyadesinin Conk Bayırı’na ulaşıp ulaşmadığı konusunda, Mustafa Kemal’in kaygı duymuş olduğuna daha önce değinilmiştir. Burada bir kez daha belirtelim ki, Kocaçimen Tepesi üzerindeyken Mustafa Kemal’in gözleriyle düşman piyadesini aradığı yer Conk Bayırı’dır. Zaten Kocaçimen Tepesi üzerinde bulunan bir komutanın, Arıburnu’na çıkarma yapan düşmanın ele geçirmek isteyeceği ilk hedefin Conk Bayırı–Kocaçimen bloğu olduğunu düşünmesinden daha doğal ne olabilir ki?

Mustafa Kemal de böyle bir olasılığı ta başından beri düşünmüş olduğuna göre elbette ki Conk Bayırı’na da hâkim olan yegâne yere, yani Kocaçimen Tepesi’ne gidecektir.

“Alay ve batarya kumandanlarına efradı tamamen toplamak ve küçük bir istirahat vermek üzere 10 dakika denizden mestur (gizli) olarak tevakkuf etmelerini (durmalarını), badehu (ondan sonra) beni takip etmelerini ve kendimin Abdal Geçidinden Conkbayırı’na gideceğimi anlattım. Ve yanımda yaverim ve emir zabiti ve sertabip ile oralarda tekrar bulduğumuz fırka topçu cebel kumandanı olduğu halde evvela atlı olarak yürümeye teşebbüs ettik. Fakat arazi müsait olmadığından hayvanları bırakarak yaya olarak Conkbayırı’na vasıl olduk.”

Burada yer alan ifadelerden de çıkartılacak tek sonuç şudur: Ancak Kocaçimen Tepesi üzerinde olan bir kişi Abdal Geçidi (ya da Kurt Gediği) üzerinden geçerek Conk Bayırı’na ulaşabilir. Mustafa Kemal Conk Bayırı’na nasıl ulaştığı konusunu burada açıkça ve herhangi bir tartışmaya yer vermeyecek şekilde ifade etmektedir.

Sonuç olarak denilebilir ki, “Bizzat yol bulmak ve müfrezeyi oradan (?) sevk etmek suretiyle Kocaçimen Tepesi’ne muvasalat edildi (varıldı).” şeklindeki cümlede yer alan, altı çizilmiş ve yanında soru işareti olan “oradan” kelimesi önemlidir. Şayet bu kelimenin nereyi ifade ettiği konusu açıkça yazılmış olsa idi 57. Alay’ın Kocaçimen Tepesi’ne hangi güzergâh üzerinden gitmiş olduğu çok rahat anlaşılabilecekti.



Şevki Paşa Haritası’nın 15 No’lu paftasından alınan bu bölüm, Mustafa Kemal’in “oradan” şeklinde ifade ettiği, İzzeddin Çalışlar’ın hakkında ipucu verdiği bölümü göstermektedir. Bigalı Deresi’ni Büyük Anafarta yönünde bir müddet takip edildikten sonra, batı yönündeki Ayazmalı Dere vadisine girildiğinde, bu vadinin ilerideki sırta doğru üç kola ayrıldığı görülür. Bu kollardan en soldakini takip etmek suretiyle sırtın üzerine çıkılıp tekrar aşağı inildiğinde Matik Deresi’ne ulaşılmış olunur. Bu dereyi geçip Bayram Dere vadisine girilirse bu vadi doğrudan Kocaçimen Tepesi’ne ulaşır.

Aslında Mustafa Kemal’in açıkça belirtmediği “oradan” ifadesinde yer alan mekânın neresi olduğu hakkındaki ipucunu yine İzzeddin Çalışlar vermektedir. İzzeddin Çalışlar’ın hatıralarında yer alan şu ifadesi önemlidir:

“Bir müddet Bigalı Deresi’ni takip ettikten sonra Matik Deresi’ne atlayarak oradan Kocaçimen dağlarına tırmandı.”

Yukarıdaki ifadede yer alan hususları arazi üzerine uyguladığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkar:

57. Alay Bigalı Deresi’ni Büyük Anafarta Köyü yönünde bir süre takip ettikten sonra sola çark ederek batı yönünde Ayazmalı Dere vadisine sapmış ve vadinin sonundaki sırtın üzerinden aşarak Matik Deresi’ne atlamıştır.

Mustafa Kemal’in “oradan” şeklinde açıkça ifade etmediği yer Matik Deresi’ne inmeden önce içinden geçilen Ayazmalı Dere vadisi olmalıdır.

Buraya kadar maddeler halinde yapılan açıklamalardan da anlaşılması gerektiği gibi; 57. Alay (iddia edildiği gibi) Conk Bayırı’na değil doğrudan Kocaçimen Tepesi’ne gitmiş olmalıdır. Doğrudan Kocaçimen Tepesi’ne gitmek gibi bir durumu belirlemek, en azından Mustafa Kemal’in defalarca kanıtlanmış askeri dehasını da doğru değerlendirmek demektir.

11- 57. Alay’ın intikal sürecinin ne şekilde geliştiğine dair iki ayrı rapor ile İzzeddin Çalışlar’ın 25 Nisan 1915 gününe ait hatıralarında yazılı olanları da dikkatlice incelemek ve yorumlamak gereklidir.

Raporlardan birincisi 57. Alay Komutanı Yb. Hüseyin Avni’ye aittir. Sözkonusu rapor aslında bir “Harp Ceridesi” (muharebeye katılan birliklerin konuş, kuruluş, kuvvet, subay durumu, genel kayıp, iaşe durumu ve muharebe raporunu içeren tutanak belgesi veya faaliyet raporu) olarak kaleme alınmıştır.

“Elli Yedinci Alayın 331 senesi 12 Nisan 331 (25 Nisan 1915) tarihinden 24 Nisan 331 (7 Mayıs 1915) tarihine kadar Arıburnu Meydan Muharebesi’ni haki (Hikâye Eden) muharebe takriridir” başlığını taşıyan bu raporun 25 Nisan 1915 gününe ait bölümünde şu ifadelere yer verilmiştir:

“Saat 07.39 evvelde umumi bir sevinçle Bigalı Deresi Vadisi’ni şimale (kuzeye) doğru takip etmek üzere hareket edildi.

(Tümen Komutanı’nın) Yürüyüş emri şöyle idi:
Alayın 2. Taburu piş-dardır (öncüdür). Üç piş-dardan 200 metre ileride yürüyecek, kısm-ı külli başta cebel bataryası, sonra 1. Tabur, onun gerisinde 3. Tabur yürüyecek. Muharebe ağırlıkları taburları takip edecek. Büyük ağırlıklar Bigalı’da terk edilecektir. Ben piş-darda bulunacağım.

Hareket edildi. Alayın hareketiyle beraber fırka kumandanı da alayın ilerisinde idi.

Yolda tesadüf edilen bir düşman tayyaresi semtü’r-re’simizde (tepemizde) uçuyor, alayın harekâtını görmek istiyordu. Kısm-ı külliden ateşle tard edilerek (kovularak) def’edildi.

Derenin bir kısmında yegâne maksat ve emel olan Kocaçimen Dağı’nı tutmak üzere yol garba tevcih edildi (batıya yönlendirildi). Güneşin oldukça harareti altında bir an evvel Kocaçimen’e yetişmek, düşmanı pak (temiz) vatanımızdan bir an evvel tard etmek azm-i kat’isiyle (bir an önce kovmak kesin kararlılığı ile) mola verilmeden Kocaçimen’e vasıl olunmuş (ulaşılmış).

Düşmanın henüz görünmemesine mebni (görünmemesi nedeniyle) daha ilerilerde Arıburnu’na doğru yaklaşmak tabii idi. Takriben saat 10 evvelde Üç Kurt Geçidi’ne (Kurt Geçidi, Kurt Gediği veya Abdal Geçidi olarak da anılan yer) muvasalatında (ulaştığında) sabırsızlıkla uçtan ileriye atılan fırka kumandanı, Conkbayırı’na muvasalat etmiş. Düşman dahi mezkûr (adı geçen) bayırın cenubunda 261 Rakımlı Tepe’ye vasıl olmuş idi.

Alay henüz yol kolunda idi. O sırada Alay 27’den perakende onbeş kişilik bir müfreze düşman tarafından zedelenmiş olduğu halde firar ediyorlardı. Cephaneleri kalmamış idi. Bu efrat derhal fırka kumandanı tarafından (Düşmandan kaçılmaz, cephaneniz yok ise süngüleriniz vardır) diyerek Conkbayırı’nın garb-i cenubisindeki (güney batısındaki) düşman karşısında yere yatırıldı. Düşman bunların yere yatması üzerine tevakkuf etti (durdu). Bu sırada alayın kolbaşısı Kördere mansabına gelmiş idi.

Alaya düşmana taarruz emri verildi. Derhal başta bulunan 2. Tabur, 261 Rakımlı Tepe’ye atıldı. Kördere’nin aşağı taraflarına düşmüş olan 1. Tabur da Su Yatağı’nın cenub cihetinden (güney tarafından) 184 Rakımlı Tepe istikametinde taarruza geçti.”

İkinci rapor ise 77. Alay 1. Tabur Komutanı Bnb. Mehmet Emin tarafından, 19. Tümen Komutanlığı’na verilen rapordur. 30 maddelik bu raporun 9. maddesinde yazılı olanlar şunlardır:

“…Bu sırada 57. Alay, Kocaçimen dağlarının hatt-ı balasına varmış, taburlar açılmış, bölükler yayılmak üzere bulunuyor ve bütün bu harekât Maltepe’den tamamıyla tarassut ediliyordu. Saat 9.30 evvel.”


Koca çimen Dağlarının hatt-ı balasının (doruk çizgisinin) Maltepe’den görünümü
 

İzzeddin Çalışlar’ın 25 Nisan 1915 gününe ait anlatımlarında yer alan ifadeler ise şunlardır:

“57. Alay Kumandanı zaten karargâha çağrılmış idi. Hareket emri şifahen verilerek müfrezeyi Bigalı Deresi’ni takiben Kocaçimen’e hareket ettirdi. Bir müddet Bigalı Deresi’ni takip ettikten sonra Matik Deresi’ne atlayarak oradan Kocaçimen dağlarına tırmandı.

İtilaf donanması, karaya çıkan askerlerine yardım etmek ve imdat kuvvetinin yetişmesini geciktirmek için fevkalade faaliyet ile çalışıyorlardı. Arazi üzerinde bir askeri birliği değil, bir insan, tek bir hayvan görse orasını süratle şiddetli ateş altına alıyordu. Bu sebepten dolayı bizim taraf görülmemek için hareketlere çok dikkat ediliyordu.”

Her iki rapor ile İzzeddin Çalışlar’ın hatıratında belirtilenleri üst üste koyacak olursak karşımıza şöyle bir tablo çıkar:

57. Alay, Bayram Dere vadisi içinden ilerleyip Kocaçimen Tepesi’ne varmış ve tümen komutanının “10 dakika denizden görülmeyecek şekilde durunuz, ondan sonra beni takip ediniz” şeklindeki talimatına uyarak buradan Conk Bayırı yönünde harekete geçmiştir.

Ancak Mustafa Kemal’in de ifade ettiği gibi Kocaçimen Tepesi’ni Conk Bayırı yönüne bağlayan Abdal Geçidi, piyadenin toplu olarak yürümesine olanak verecek yapıda değildir ve günümüzde Conk Bayırı’nı Kocaçimen Tepesi’ne bağlayan yol, o dönemde yoktur. Bu nedenle taburlar açılıp, Kocaçimen Tepesi’nin Kör Dere vadisine inen yamacı üzerinden ilerlemek durumunda kalmışlardır.

Sözkonusu yamaç, Kör Dere vadisine doğru alçalırken çatallanır ve çatalın orta yeri sarptır. Yamacın Kör Dere vadisinin zemini ile buluştuğu yer, aynı zamanda “Kör Dere mansabıdır”.

Arazinin bu yapısı nedeniyledir ki, Bnb.Mehmet Emin’in gördüğü gibi taburlar Kocaçimen Tepesi’nin Kör Dere mansabına doğru inen bu yamacın üzerinde açılmışlar ve ilerlemişlerdir.

Yb. Hüseyin Avni’nin söylediği gibi 1. Tabur’un Kör Dere’nin aşağı taraflarına düşmüş olmasının nedeni, muhtemelen 1. Tabur’un çatallanan yamacın doğuya bakan sol yanından yürümüş olmasıdır.

Zaten 2. Tabur’un öncü olduğu ve kafilenin önünde gittiği açıkça belirtilmektedir. Bu nedenledir ki doğal olarak Kocaçimen Tepesi’ne önce 2. Tabur ulaşmıştır. Conk Bayırı’na doğru da ilk olarak bu tabur hareket etmiş ve elbette ki bir an önce Conk Bayırı’na ulaşmak istemiştir. Bunun için de kendisini en kısa yoldan Conk Bayırı’na ulaştıracak yolu, bir başka deyişle Kocaçimen Tepesi’nden Kör Dere vadisine inen yamacın sağ yanını kullanması gerekir. Dolayısıyla 2. Tabur; bir an önce Conk Bayırı’na ulaşmak için Kocaçimen Tepesi’nin Kör Dere vadisine doğru inen söz konusu yamacının çatallanan sırtı üzerinden, kendisini Conk Bayırı’na en kısa yoldan ulaştırabilecek olan batı yönündeki bölümü kullanmış olmalıdır.

2. Tabur’un peşi sıra ilerleyen 1. Tabur da çok geniş olmayan bu bölümde kendine yer bulamadığından, doğal olarak yamacın doğu yanındaki kolunu kullanmış ve sonuçta Kör Dere mansabının aşağı taraflarına düşmüştür.

12- Şu an bilinen yürüyüş güzergâhının doğru olduğuna inananların, tezlerini dayandırdığı önemli konulardan biri de 25 Nisan 1915 günü itibariyle arazideki birçok yerin isminin belli olmadığı yönündedir ki, doğrudur. Hatta bu konu; Mehmet Şefik’in şu ifadeleri ışığında değerlendirilmiştir:

“O zamanlar Arıburnu Muharebelerine sahne olan arazinin belli başlı tepelerine, derelerine, sırtlarına tamamen verilmiş isimler yoktu. Yukarıdan beri zikredilen tepe, dere, sırt isimlerinin ekserisi muharebe dolayısıyla verilmiş isimlerdi. Bundan dolayı; Arıburnu sırtları denilince o vakitler isimsiz olan bütün sırtlara şamil bir isim anlaşılmaktadır. Kocaçimen ismi de yukarıda zikredildiği üzere bütün o dağa verilmiş bir isimdir.”

Ancak burada şunu özellikle belirtmek gerekmektedir ki, Mustafa Kemal’in "Arıburnu Muharebeleri Raporu"nun “Mukaddime” (Önsöz) bölümünün altında “12.11.1332–25 Kasım 1916” tarihi vardır. Açıkçası bu rapor, Mustafa Kemal tarafından savaşın bitmesinden bir hayli sonra kaleme alınmış veya dikte ettirilmiştir. Dolayısıyla sözkonusu raporun kaleme alındığı veya dikte ettirildiği tarih itibariyle Arıburnu muharebe arazisindeki her noktanın adı bellidir.

Mustafa Kemal’in; “Kocaçimen Tepesi’ne yönlendirdim...” ifadesinin, bu nedenle aslında herhangi bir yanlış anlaşılmaya yol açmayacak kadar açık olduğu ortadadır. Bu ifade içeriğinde yer alan “tepe” sözcüğünün karşılığı; bir şeyin en üst noktası anlamındadır. O dönemdeki tanımlama ile bütün bu kütle “Kocaçimen Dağı” olarak tanımlanmış olsa bile "Kocaçimen Tepesi" dediğinizde, söz konusu dağın zirve noktası anlaşılır.

Kısacası 57. Alay ve diğer unsurları yola çıkaran ve kafilenin en önünde giden Mustafa Kemal; “…alay ve cebel bataryasını basit bir tertiple Bigalı Deresi boyunca giden yol üzerinden bizzat yürüyüşe geçirerek Kocaçimen Tepesi’ne teveccüh ettim (yönlendirdim)” şeklinde bir ifade kullanmışsa, 57. Alay’ın gittiği yer doğrudan Kocaçimen Tepesi’dir.

Oysa halen kullanılmakta olan yürüyüş güzergâhı; ne Mustafa Kemal’i, ne 57. Alay’ı, ne de bugün üzerinde yürüyenleri Kocaçimen Tepesi’ne götürmez!

Ayrıca bilinmesi gereken bir başka husus daha vardır ki, o da Çanakkale Kara Muharebeleri başlamadan önceki dönemlerde çizilmiş bölgeye ait 1/25.000 ölçekli haritalarda bazı yer isimleri mevcuttur. Mevcut bu isimlerin en önemlisi Conk Bayırı’dır. Aslında Osmanlıca olarak hazırlanmış bu haritalardaki “Conk” ismi günümüz Türkçesine çevrildiğinde, “Çonk” veya “Çunk” (anlamı için açıklamalar kısmına bakınız) olarak okunmaktadır.

Kısacası iddia edildiği gibi Mustafa Kemal Kocaçimen Tepesi’ne hiç gitmemiş olsa idi mutlaka doğrudan Conk Bayırı’na gittiğini ifade etmesi gerekirdi. Çünkü muharebelerin başladığı tarihten önce de “Conk” adı zaten vardı…

13- Son olarak değerlendireceklerimiz, Ruşen Eşref Ünaydın’ın Mustafa Kemal ile 1918 yılında yaptığı bir mülakat sırasında anlattıklarıdır. Sözkonusu mülakatta yer alan Mustafa Kemal’in ifadelerinden bazıları şunlardır:

“Bu sırada Conk Bayırı’nın güneyindeki 261 Rakımlı Tepe’den kıyının gözetleme ve emniyetine memur olarak oralarda bulunan bir kol erlerinin Conk Bayırı’na doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm.

Kendim erlerin önüne çıkarak:
- Niçin kaçıyorsunuz? dedim.
- Efendim düşman! dediler.
- Nerede?
- İşte… diyerek 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Gerçekten düşmanın bir avcı hattı 261 Rakımlı Tepe’ye yaklaşmış, rahat rahat ileriye doğru yürüyordu.

Şimdi vaziyeti düşünün; ben kuvvetlerimi bırakmışım, erler 10 dakika dinlensinler diye… Düşman da bu tepeye gelmiş… Demek ki düşman bana, benim askerimden daha yakın! Ve düşman, benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek fena bir duruma düşecekti. O zaman, artık bunu bilmiyorum, bir mantık muhakemesi midir, yoksa içgüdü ile midir, bilmiyorum; kaçan erlere:
- Düşmandan kaçılmaz… dedim.
- Cephanemiz kalmadı. dediler.
- Cephaneniz yoksa süngünüz var. dedim.
Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Bu erler süngü takıp yere yatınca düşman erleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır.

Aynı zamanda Conk Bayırı’na doğru gelmekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen erlerinin (marş, marş ile) benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir subayını geriye gönderdim.

Kolun başında bulunan bölük yetişti. Bu bölüğe, cephanesiz askerleri takviye ederek ateş açmasını emrettim. Yanıma gelmiş olan 57. Alay 2. Tabur Komutanı Yzb. Ata Efendi'ye bütün taburu ile bu bölüğü takviye ederek 261 Rakımlı Tepe üzerinden düşmana taarruz etmesini emrettim. Dağ bataryasına da Su Yatağı’nda mevzi aldırarak düşman piyadesi üzerine ateş açtırdım.

Dereye saptığından biraz geciken bir başka tabur, kumandam üzerine açılarak taarruza iştirak etti. Bundan sonra idi ki 57. Alay Komutanına bütün alayı ile benim verdiğim istikametlerde düşmana taarruz etmesini emrettim.

57. Alay’ın taarruza başlaması, öğleden evvel saat 10.00 sularında idi.”

Yukarıda yer alan ifadelerden altı çizilmiş olan bölümde Mustafa Kemal; Conk Bayırı’nın güneyinde yer alan 261 Rakımlı Tepe’ye geldiği sırada 57. Alay’ın nerede olabileceği konusunda önemli bir ipucu vermektedir.

Şöyle ki 57. Alay’ın halen kabul gören güzergâh üzerinden yürüyerek, Conk Bayırı’nın doğusunda ve Su Yatağı’nın kuzeyinde yer alan Kör Dere vadisine geldiğini varsayalım.

Kafileyi burada bırakarak önce Conk Bayırı’na sonrasında ise 261 Rakımlı Tepe’ye giden Mustafa Kemal, burada yaşanan olayı aktardığı ifadesinde, kendisine yaklaşık 900 metre mesafede Düz Tepe üzerinde bulunan Yüzbaşı Tulloch ve adamlarından oluşan Anzac öncüsünü gördüğünü söylemektedir.

Bu durumda nasıl olur da Anzac öncüsü Mustafa Kemal’e 57. Alay’dan daha yakın olabilir?

Çünkü Düz Tepe-261 Rakımlı Tepe arası, kuş uçuşu 850–900 metre civarındadır. Oysa 261 Rakımlı Tepe ile Su Yatağı’nın Kör Dere vadisine doğru uzanan yamaçları arasındaki mesafe ise; yine kuş uçuşu olarak yaklaşık 500–600 metredir.

Bu durumda başlıca iki nokta dikkat çekicidir:

a) Ya Mustafa Kemal mesafe tahmini konusunda yanılgı içindedir,

b) Ya da 57. Alay o sırada henüz Kör Dere vadisinde değildir.

Mustafa Kemal’in mesafe tahmini konusunda yanılgı içinde olduğu elbette ki söylenemez. Bu durumda düşünülmesi gerekenler şunlardır:

a) Mustafa Kemal, kendisinin de ifade ettiği gibi öncelikle Kocaçimen Tepesi’ne gelmiş ve orada kısa bir süre etrafını gözledikten ve düşman piyadesinin henüz Conk Bayırı’na ulaşmamış olduğunu anladıktan sonra Abdal Geçidi üzerinden Conk Bayırı’na yürüyerek gitmiştir.

b) Kocaçimen Tepesi’nden Conk Bayırı’na Abdal Geçidi üzerinden yürüyerek gitmek, bugün var olan yolu kullanmak suretiyle bile yaklaşık 20 dakika sürmektedir. Ancak kafilenin önünde ve at üzerinde yol alan Mustafa Kemal zaten Kocaçimen Tepesi’ne kafileden önce ulaşmıştır. Conk Bayırı’na doğru hareket etmeden önce de etrafındaki subaylara, askerleri toplamak ve kısa bir dinlenme vermek üzere denizden görülmeyen bir yerde 10 dakika durmalarını ve sonrasında kendisini takip etmelerini emretmiştir.

c) Kocaçimen Tepesi-Conk Bayırı arası yürüyerek yaklaşık 20 dakika sürdüğüne göre, Mustafa Kemal daha Conk Bayırı’na doğru yürümeye devam ederken, toplanmaya başlayan askerler de aynı yöne doğru harekete geçmişlerdir.

d) Conk Bayırı’na doğru ilerlemeye başlayan askerler, doğal olarak 57. Alay’ın öncüsü olarak yürüyen ve Kocaçimen Tepesi’ne en önce ulaşan Yzb. Ata komutasındaki 2. Tabur’un askerleri ile bunların hemen arkasından gelen dağ topçu bataryasının askerleridir. (Bu arada dağ topçusunun, toplarını katırlar üzerinde taşıdığı da dikkate alınmalıdır.) Aynı yerden geçerken Mustafa Kemal ve beraberindekilerin atlarından inmek zorunda kaldıkları hatırlanırsa piyadenin ve özellikle katırlar üzerine yüklenmiş topları ile beraber dağ topçusunun Abdal Geçidi’nden geçmesi mümkün değildir. Bu nedenle harekete geçen askerler, Conk Bayırı’na ulaşmak için daha önce değindiğimiz gibi Kocaçimen Tepesi’nden Kör Dere vadisine doğru inen yamacı kullanmışlardır ve o sırada henüz sözkonusu yamacın ortalarında bir yerlerde olmalıdırlar.

e) 2. Tabur askerlerinin Bayram Dere vadisi içinden çıkarak, Kör Dere’ye doğru inen yamaç üzerinde ilerledikleri sırada saat muhtemelen 09.30 civarıdır. 77. Alay 1. Tabur Komutanı Bnb. Mehmet Emin’in Maltepe’den gördüğü de işte bu manzara olmalıdır.

f) Bu durumda düşman; doğal olarak Mustafa Kemal’e kendi askerlerinden daha yakındır. Çünkü Kör Dere vadisine doğru inen yamaç üzerinde ilerlemekte olup belki de daha henüz vadinin zeminine ulaşamamış olan askerler, Mustafa Kemal’e yaklaşık 1.300 metre uzakta olmalıdırlar.

Buraya kadar 13 madde halinde aktarılan konular ve bu kapsamda yapılan yorumlardan çıkartılacak tek sonuç; 57. Alay’ın şu an bilinen yürüyüş güzergâhını kullanmadığıdır.

Bu durumda elbette ki akıllara şu soru gelecektir:

"Öyleyse 57. Alay hangi güzergâhı takip ederek Kocaçimen Tepesi’ne ulaşmıştır?"


57nci Alay hangi güzergâhı takip ederek Kocaçimen Tepesi’ne ulaşmıştır?

Sorduğumuz bu sorunun cevabını bulmak için buraya kadar belirttiğimiz bilgilerin ışığında konuyu genel hatlarıyla değerlendirerek Mustafa Kemal’in 57. Alay ve diğer unsurlarla beraber hangi güzergâh üzerinden yürümüş olabileceğini araştıralım.

Aslında bunun için haritalara dikkatlice bakmak yeterlidir. Haritaya bakıldığında Bigalı yönünden Kocaçimen’e ulaşmak için sadece iki yaklaşma istikameti mevcut olduğu görülür. Bunlardan birincisi şu anki yürüyüş güzergâhının sonunda yer alan Kör Dere vadisi, ikincisi ise doğrudan Kocaçimen Tepesi’ne ulaşan Bayram Dere vadisidir.

Mustafa Kemal’in de belirttiği gibi yürüyüş Bigalı köyünden başlamış ve Bigalı Deresi’nin yanından devam etmiştir. Bigalı Deresi; Bigalı–Büyük Anafarta yolunun sağ yanında, çoğu yerde bu yolun paralelinde yer almaktadır. Sözkonusu derenin sol yanı takip edilerek yaklaşık olarak 40–45 dakikalık bir yürüyüşle, Kocaçimen yönünde (Bigalı–Büyük Anafarta yolunun solunda) yer alan Ayazmalı Dere’nin oluşturduğu vadinin ağzına gelinmektedir. Bu vadi yaklaşık olarak doğu–batı istikametinde uzanmakta ve bir süre sonra bir sırt ile sonlanmaktadır.

Ayazmalı Dere bu sırta doğru üç kollu bir çatal yapar. Bu çatalın sırta doğru uzanan kollarından en solda olanı ile ortadaki arasında ise dil şeklinde bir çıkıntı mevcuttur. Eğer Ayazmalı Dere’nin sırta doğru uzanan bu üç kolundan solda olanından, bir başka deyişle dil şeklindeki çıkıntının da sol yanından sırtın üzerine çıktığınızda, bir anda yolunuz kuzey–güney istikametinde uzanan, eski adıyla Çaylar Deresi günümüzdeki adıyla Kavak Deresi’nin içinden aktığı vadi tarafından kesilir.

Çaylar Deresi veya Kavak Deresi, bu noktada kuzey ve batı yönünde iki kola ayrılarak Bayram Dere ve Matik Deresi’ni oluşturur. Bunlardan Matik Deresi kuzey yönüne devam ederken Bayram Dere yaklaşık olarak doğu–batı yönünde hafif bir “S” çizerek Kocaçimen Tepesi’ne ulaşır.

Ayazmalı Dere ile Çaylar veya Kavak Deresi’ni birbirinden ayıran sırttan aşağıya inerek, Bayram Dere ile Matik Deresi’nin birleştiği noktadan, Bayram Deresi yatağının bulunduğu vadi içine girip yürürseniz, bu vadi sizi doğrudan Kocaçimen Tepesi’ne ulaştıracaktır.


Yukarıda görülen krokinin sol üst köşesinde kırmızı okla gösterilen mavi renkli noktalarla gösterilen güzergâh,
57nci Alayın yürüyüş güzergâhını göstermektedir.
Bu güzergâhtan da anlaşıldığı gibi, 57nci Alay doğrudan Kocaçimen Tepesi’ne gitmiştir. (3)

 

Belirtilen bu güzergâh üzerindeki yürüyüş, yaklaşık olarak 2 saate yakın sürmektedir. Bu süre ise saat 09.30 civarında Kocaçimen Tepesi’ne ulaşan 57. Alay’ın yürüyüş süresine de uygundur.

Ayrıca bu güzergâhın en önemli özelliği ise; güzergâh üzerinde bulunan hiçbir noktanın Conk Bayırı’ndan görülmemesidir. Bir başka deyişle bu güzergâh üzerinde hareket edenler, Conk Bayırı üzerinde bulunan biri tarafından asla görülmeden bir anda Kocaçimen Tepesi’nin üzerinde belirebilirler.

Bu noktada 19. Tümen Kurmay Başkanı Bnb. İzzeddin Çalışlar’ın daha önce değindiğimiz bir ifadesini yeniden hatırlayalım:

“İtilaf donanması, karaya çıkan itilaf askerlerine yardım etmek ve imdat kuvvetinin yetişmesini geciktirmek için fevkalade faaliyet ile çalışıyorlardı. Arazi üzerinde bir askeri birliği değil, bir insan, tek bir hayvan görse orasını süratle şiddetli ateş altına alıyordu. Bu sebepten dolayı bizim taraf görülmemek için hareketlere çok dikkat ediliyordu.”

Görünmemek için hareketlerine çok dikkat eden bir birliğin, intikal sürecinde düşmanın gözünden mümkün olduğunca uzak durması gerektiğini İzzeddin Çalışlar açıkça ifade etmektedir. Bu açıdan düşünüldüğünde bile; biraz önce belirtilen yürüyüş güzergâhının, halen kabul gören ve kullanılmakta olan güzergâha kıyasla çok daha güvenli olduğu muhakkaktır.

Bu noktada son olarak; 57. Alay’ın muharebe sahnesinde görüldüğü anda saatin kaç olduğu konusundaki bilgileri de değerlendirmek gerekmektedir.

Bu konuda yazılanlar yaklaşık olarak birbirini tutmaktadır. Örneğin Mustafa Kemal; “Alay 57’nin taarruza başlaması saat 10.00 evvel raddelerinde idi” derken, Mehmet Şefik; “Mustafa Kemal bey saat 10’u biraz geçerek Conkbayırı ilerisine, adı geçen alayın (57nci Alay) öncüsünden evvel gelmişti. Alayın ucu ve daha sonra öncüsü gelmeye başladı. Alayın büyük kısmı toplanmakta olsun; öncü tabur saat 11 sıralarında taarruza geçti.” demektedir.


Alındığı kaynakta “57nci Alayın Muharebeye girmesi” alt yazısıyla sunulan yukarıdaki temsili resimde
57nci Alayın yürüyüş güzergâhı görülmektedir.
Resimdeki yürüyüş güzergâhı, halen kullanılan güzergâhla hiç bir benzerlik taşımadığı gibi;
aksine, bu yazının içeriğinde ortaya atılan tezi doğrular niteliktedir.

 

Bu konuda başvurabileceğimiz bir diğer kaynak ise savaş sırasında General Ian Hamilton'un Kurmay Başkanlığını yapan ve sonradan Çanakkale Muharebeleri konusunda İngiliz resmi tarihini yazan General C. F. Aspinall–Oglander’in ifadeleridir. Oglander eserinde şunları ifade etmektedir:

“Saat 10 evvelden biraz sonra, Mustafa Kemal’in yetiştirdiği 57. Alayın öncü kıtaları, (Muharebe Gemisi Tepesi) Düz Tepe’nin denize doğru olan eteklerinde, muharebeye yavaş yavaş akmaya başladılar

Üç ayrı kişinin üç ayrı ifadesinden de anlaşılacağı gibi, 57. Alay’ın Conk Bayırı üzerinde görülmesi muhtemelen saat 10.00 sonrasındadır. Bu durumda 57. Alay’ın Bigalı–Kocaçimen arasını iki saat civarında bir süre içinde yürümüş olması gerekmektedir. Ancak bu iki saatlik süre, alayın tamamı için geçerli olan bir süre değildir.

Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı gibi; yürüyüş hedefine ilk ulaşan 57. Alay’ın öncüsü olarak ilerleyen, Yzb. Ata komutasındaki 2. Tabur’dur ve muharebeye de ilk olarak bu tabur girmiştir. Dolayısıyla denilebilir ki bu yazıda ortaya atılan iddia doğrultusunda öne sürülen alternatif güzergâh, 57. Alay’ın yürüyüş süresine de uygundur.

Aslında 57. Alay’ın yürüyüş süresi hesaplanırken, alayın yola çıktığı yer olarak Bigalı Köyü’nün doğusunda yer alan Değirmen Bayırı mevkii başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir. Ancak bu konuda da üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Çünkü İzzeddin Çalışlar, anılarında; 19. Tümen birliklerinin Bigalı-Maltepe civarındaki konuşlanışını tanımlarken şunları belirtmektedir:

"Tümenin konuşlanışının aşağıda olduğu gibi ayrılmış olduğunu beyan etmek muvafık (uygun) olur.
- Tümen Karargâhı; Bigalı Köyü’nde Yel Değirmeni düzlüğünde,
- 2. Sahra Taburu (seri ateşli); Bigalı Köyü-Maydos yolunun Telakki mahallesi civarında,
- 3. Sahra Taburu (mantelli); Bigalı doğusunda çiftlikte,
- 57. Alay; Bigalı Köyü’nün hemen batısında çadırlı ordugâhta,
- 72. Alay; Maydos -Yalova yolunun doğusunda, Kilye kuzeyinde Sükudlu Çeşmesi civarında çadırlı ordugâhta,
- 77. Alay; Maltepe’de çadırlı ordugâhta,
- 77. Alay’ın 1. Taburu; merkezi Turşun olmak üzere, Koyun Limanı’ndan Anafarta Azmağı’na kadar sahili gözetlemekte,
- İstihkâm Bölüğü; Bigalı’da,
- Süvari Bölüğü; Bigalı’da,
- Sıhhıye Bölüğü; ….. Çiftliği’nde,
- Seyyar Hastane; Maydos’ta,
- Telgraf Müfrezesi; Bigalı’da.

İzzeddin Çalışlar’ın yaptığı tanımlamalara göre 57. Alay; Bigalı Köyü’nün hemen batısında çadırlı ordugâhta bulunmaktadır. Bu durumda denilebilir ki 57. Alay ve bağlısı diğer unsurların intikal için yürüyüşe başladığı nokta, bugünkü yürüyüşlere başlanılan nokta değildir.

Gerçekleşen durum eğer böyle ise; Bigalı Köyü’nün doğusunda yer alan Değirmen Bayırı mevkiine göre, Bigalı Köyü’nün hemen batısında yer alan bir noktadan yürüyüşe başlamak, yürüyenlere en azından 15–20 dakikalık bir zaman kazandırabilir.

15–20 dakikalık bir zaman dilimi; saat 07.39 civarında yürüyüşe başlayıp, saat 09.30’dan hemen önce Kocaçimen Tepesi’ne ulaşan kafile için oldukça önemli bir süredir. Bu durumda; 57. Alay ve kafilede bulunan diğer unsurlar için yürüyüş süresi olan 07.39–09.30 arasındaki “1 saat 51 dakika”, Bigalı Köyü’nün batısından hareket ile Kocaçimen Tepesi’ne varmak için oldukça yeterli bir zaman dilimi olarak görülmektedir.

Sonuç…

Sonuç olarak bir değerlendirme yapmadan önce Çanakkale Muharebeleri tarihi üzerine araştırmalar yapıp kitap yazanlar arasında önemli yeri olan, İngiliz yazar Robert Rhodes James’in konuyla ilgili kitabında yer alan satırlara bir göz atalım:

“57nci Alay’ın başında, atının üstünde, Sarı Bayır’ın üç zirvesinden en yükseği olan Kocaçimen Tepesi’ne yürüdü. Yol arızalı, güneş yakıcıydı. Askerler kısa zamanda dökülüp, çok gerilerde kalmaya başladılar. Kocaçimen Tepesi’ne varınca, Kemal beraberindeki subaylara erleri toplayıp, kısa bir mola vermelerini emretti. Kendisi ise; yanında yaveri, baş doktoru (sertabip), bir emir eri ve 57. Alay ile birlikte gelmiş olan dağ bataryasının kumandanı olduğu halde, sırtı takiben Conk Bayırı’nın tepesine çıktı.”

Ord. Prof. Enver Ziya Karal’ın “Osmanlı Tarihi” adlı eserinde ise ifade edilenler şöyledir:

“Düşmanın Kabatepe gerisindeki sırtları sarmakta olduğunu öğrenmesi üzerine, sorumluluğu üzerine alarak bir kısım kuvvetleriyle Kocaçimen Tepesi’ne yöneldi.”

25 Nisan 1915 sabahında Mustafa Kemal ve beraberindeki kafilenin doğrudan Kocaçimen Tepesi’ne gittiğini onaylayan bu ifadelere, Alan Moorehead’ın aşağıda yer alan değerlendirmesini de eklemek yerinde olur.

“Elimizde o gün yapılanlar konusunda Mustafa Kemal’in kendi notları vardır. Anlattıkları başkalarınca da doğrulandığından, söylediklerini kuşkuyla karşılamak için hiçbir neden yoktur.”

Bütün bu değerlendirmelerden sonra, Anzac çıkarmasının başladığı 25 Nisan 1915 pazar günü sabahında Bigalı Köyü girişindeki Değirmen Bayırı mevkiindeki çadırlı ordugâhından kalkıp yürüyüşe başlayan 57. Alay’ın, halen kullanılmakta olan güzergâhı kullanmış olması ihtimali burada açıklanan gerekçeler çerçevesinde çok zayıf bir olasılık olarak görülmektedir.

Bu zayıf olasılık karşısında alternatif güzergâh olarak geriye sadece yukarıda belirtilen Bigalı Köyü, Büyük Anafarta yönünde Bigalı Deresi’nin sol yanı, Ayazmalı Dere vadisi, Bayram Dere – Matik Deresi birleşme noktası, Bayram Dere vadisi güzergâhı kalmaktadır.

Alternatif güzergâh olarak belirlenen bu yol; 06 Aralık 2006 tarihinde Gürsel Akıngüç, Lütfü Kuruoğlu, Esen Utku, Olcay Utku ve Özkan Dal’dan kurulu bir ekiple yürünmüş ve yürüyüşün başlangıcından yaklaşık 1 saat 55 dakika sonra Kocaçimen Tepesi’ne varılmıştır. Yürüyüşün her aşamasında konu irdelenmiş ve tartışılmıştır. 57. Alay’ın muhtemel yürüyüş yolunun söz konusu bu alternatif güzergâh olabileceği kanaati, bu yürüyüş sırasında ve özellikle halen kullanılan 57. Alay yürüyüş yolu üzerinden Bigalı Köyü’ne dönüş sırasında da bir kez daha değerlendirilmiştir.

Elbette ki 5 kişilik bir ekibin yürüyüşüyle, takviyeli bir alayın yürüyüşü bir tutulamaz. Ancak yürüyüş güzergâhının başlangıç noktası hakkında İzzeddin Çalışlar’ın ifadesi ile ortaya çıkan çelişki de göz ardı edilmemelidir.

Yapılan değerlendirmeler çerçevesinde varılan sonuç; bu yönde daha önce yapılmış ve her zaman saygı duyduğum çalışmalarda ortaya atılan tezleri çürütmek hevesi olarak asla algılanmamalıdır. Bu yönde yapılacak bir algılama, en azından araştırmacılık ruhuna uygun düşmeyecek ve eğer ortada bir yanlış var ise o yanlışa bir yanlış daha ilave etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Bilinmelidir ki bu çalışma ile güdülen amaç; sadece 57. Alay’ın muharebe alanına intikal etmek için kullandığı güzergâhın yeniden gözden geçirilmesini, gerek Mustafa Kemal’in gerekse beraberindekilerin hangi şartlar altında yürüdükleri gerçeğinin net olarak belirlenmesini ve Çanakkale Muharebeleri Tarihi ile ilgili gerçeklere biraz daha yakınlaşmayı ummaktan öte bir şey değildir.

 

Gürsel AKINGÜÇ
08.Ocak.2007 – 10.Temmuz.2007 Eceabat

 



AÇIKLAMALAR

(A–1) Maydos:
Eceabat’ın o dönemdeki adı.

(A–2) Dağ Topu:
Kundak, namlu, tekerlek gibi belli başlı parçaları birbirinden ayrılarak genelde at veya katırların üzerinde taşınabilen, mevzileneceği bölgede parçaları kolayca birleştirilerek kullanıma hazır hale getirilebilen, daha çok sarp arazilerde kullanılan, diğer toplara göre çok daha hafif çeşitli tip ve çapta toplar.

(A–3) Conk, Çonk veya Çunk:
“Cönk”; sırtı dar, eni geniş, uzunlamasına açılan bir kitap türüdür. Günümüzün bloknotlarına benzer ve çoğunlukla el yazması şeklindedir. Cönk, biçim bakımından benzediği nedeniyle halk arasında “Sığırdili” olarak da tanımlanmaktadır. Yaygın kullanıldığı dönemlerde bazı aydınların, uzunluğuna açılan ve albüm biçimindeki bu ciltlere “Sefine-kari” adını verdikleri de bilinmektedir.

Cönkler; çeşitli şiirleri, duaları, büyüleri, hastalık ve ilaçları, doğum ve ölüm tarihlerini kapsayan içinde her türlü mal bulunan “gemilere” benzetilmiştir.

Sözlük ve başvuru kaynakları karıştırıldığında Çinliler tarafından yapılan altı düz, baş ve arka tarafları yüksek, güçlükle manevra yapabilen ağır gemilere bu adın verildiği görülür. Bunların dikdörtgen biçiminde sayıları bir ile beş arasında değişen ve bambu direklerle desteklenmiş yelkenleri vardır. Çinlilerin "Conk" adını verdiği bu gemileri İngilizler "Junk" diye adlandırmaktadır.

Steingass; Persian-English Dictionary de bu kelimenin karşılığında “büyük gemi” ve “üç ila dört yaşında deve yavrusu” anlamlarını vermiştir. Burhan-ı Kâtı da cönk karşılığında; “söz ve kelâm”, “kuşun yem düşürmesi” ve “büyük gemi” anlamları kayıtlıdır. Eser-i Şevket de "Çunk"; “sefain-i kebire”, “kalyon” ve “gemi” anlamlarıyla geçmektedir.

Büyük Türk Lügatı’nda "djunq” ve “cunk" kelimelerinin “büyük yelkenli kayık ve gemi” anlamıyla Çağatay Türkçesinde geçtiği, batı Türkçesinde ise “djonk” ve “conk” kelimelerinin “halk şairlerinin şiirlerini havi mecmua” anlamlarında kullanıldığı yazılıdır.

Buharalı Süleyman Efendinin Lügat-ı Çağatay’da “büyük barkeş deve”, “gemi”, “sefine”, “mecmua”, “koy”, “yün”, “kıl” karşılıklarıyla yer almıştır. Uygur Sözlüğü’nde, İbn Mühenna Lugatı'nda ve Kitabu'l-İdrak'ta da bu söze yer verilmiştir.

Cönkler üzerinde ciddî araştırmalarıyla tanınan M. Şakir Ülkütaşır, XIV. Yüzyıl Arap seyyahlarından İbn Batuta'nın eserinde Çinlilerin bu adı taşıyan gemileri hakkında bilgi bulunduğunu, kelimenin Arapça çoğulunun “Cunuk” olduğunu kaydetmektedir.
(Kaynak: Dr. Müjgan Cunbur, Dursun Kaya, Niyazi Ünver - Millî Kütüphane Yayınları No. 51 – Ankara 2002, Sayfa 289)

(A–4) Harp Tarihi Dairesi:
Kısa adı ATASE olarak bilinen, günümüzde Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olarak görev yapan Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Dairesi’nin o dönemdeki adı.

(A–5) Harbiye Nezareti:
Günümüzde Milli Savunma Bakanlığı olarak adlandırılan bakanlığın o dönemdeki adı.

(A–6) Mansap:
Bir akarsuyun denize döküldüğü veya başka bir akarsu ile birleştiği yer.

(A–7) Bahr-i Sefid Boğazı:
Çanakkale Boğazı’nın o dönemdeki adı. Günümüz Türkçesi ile karşılığı, Akdeniz Boğazı’dır.
 


  1. KAYNAKLAR

    Mustafa Kemal- Arıburnu Muharebeleri Raporu,  TTK Yayınları-Uluğ İğdemir, 1990
    Alb. Şefik Aker - Arıburnu Savaşları ve 27. Alay, Askeri Mecmua Sayı 40, 1935

  2. Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi - Çanakkale Cephesi, Genelkurmay Basımevi 1978
    Gen. C.F. Aspinall-Oglander - Çanakkale-Gelibolu Askeri Harekatı, Arma Yay. 2005

  3. Robert Rhodes James - Gelibolu Harekâtı, Belge Yayınları, 1965
    Alan Moorehead - Gelibolu, Doğan Kitapçılık A.Ş., 2000
    Ruşen Eşref Ünaydın - Mustafa Kemal Çanakkale’yi Anlatıyor , Apa Ofset, 1981
    Semet Atacanlı - Atatürk ve Çanakkale’nin Komutanları, MB, 2006

  4. İzzeddin Çalışlar - Çanakkale Muharebeleri Hatıralarından - 25 Nisan 1915 Günü, Askeri Mecmua Sayı 10, İstanbul Askeri Matbaa, 1920
    Ord. Prof. Enver Ziya Karal - Osmanlı Tarihi - 9. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1996
    Celal Erikan - Komutan Atatürk, İş Bankası Kültür Yayınları, 2006
    - 57nci Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni tarafından yazılan “Elli Yedinci Alayın 25.Nisan.1915 tarihinden 7.Mayıs.1915 Tarihine Kadar Arıburnu Meydan Muharebesini Hikâye Eden Muharebe Takriridir” başlıklı Harp Ceridesi
    - “Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, Çanakkale Cephesi – 25 Nisan 1915 Arıburnu Çıkarması, 27nci Piyade Alayı’nın Karşı Taarruzu, 19ncu Tümen’in Bu Karşı Taarruzu Desteklemesi”, Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Yayınları – Stratejik ve Taktik Sonuçlar Serisi No:4, Genelkurmay Basımevi, 1976




     

< Geri

 

 

Yetkin İşcen İletişim adresi :

yiscen@hotmail.com